"Yorumlanmamış bir rüya okunmamış bir mektuba benzer."
Hayatımızın yaklaşık üçte birini uykuda geçirmekteyiz. Bu da 60 senelik bir
ömrün 20 senesi demektir. Uyku, günlük çalışmalardan yorgun düşen insan
bedeninin ve sinirlerinin dinlenme zamanıdır. Ünlü ruhbilimci Sigmund Freud'un
da araştırmalarının büyük bölümünü oluşturan uyku sırasında, kişinin bilinç
altında düşüncelerinin, özlemlerinin ya da isteklerinin bir film şeridi gibi göz
önünden geçtiği varsayılır. İşte bizler bu olguya Rüya adını veriyoruz.
Freud’a göre bilincin gizlediği, tamamen sakladığı bu olgular ortaya çıkabilmek
için yol aramaktadırlar. Bunlardan bazıları da rüyalar haline girerek
kendilerini göstermektedirler.
Freud’un yolunda
ilerleyen doktorlar da günümüzde rüyalara büyük değer vermektedirler. Onlar,
rüyaları bilimsel şekilde açıklayarak hastalarını tedavi etmektedirler.
Bazı soyut kavramların açıklamaları bilimsel bir zemine oturtularak ifade
edilebildiği halde, rüya kavramını bu şekilde açıklamak pek mümkün görünmüyor.
Ancak bunu bilimsel verilerle değil de, dinsel yönden açıklanabildiği de bir
başka soyut gerçektir. Bu açıklamaya göre ruh bedenden ayrıldığı zaman, yaşanan
olayların tümüne rüya diyebiliriz.
Rüyalarda yaşananlar inanılmayacak kadar hızlı gelişir. Bir kaç dakikalık rüya
esnasında bile çok uzun sürdüğünü sandığımız garip, şaşırtıcı ve çok değişik
olaylar birbirlerini izlerler. Bu nedenle rüyada zaman kavramı oluşmaz. Ancak
zaman kavramını biz uyandıktan sonra beynimizin öğretileri ve alışkanlıkları
doğrultusunda saptadığımız bir anlar toplamıdır sadece.
Eski çağlardan beri insanları ilgilendiren rüyalara ilkel toplumlar da çok önem
verilmiştir. Rüyaların, korkulan tanrılar tarafından verilen armağan veya
cezalar olabileceğine inanılmıştır. Daha sonra kahinler rüyaları açıklamaya,
yorumlamaya başlamışlardır. İlk rüya yorumcularının ne zaman ortaya çıktıkları
da belli değildir. Ancak Babil’in kahinlerinin büyük ün yaptıkları
bilinmektedir. Kaldeliler, Astrolojinin yanı sıra rüya yorumlarında da başarı
kazanmışlardır. Zamanla belirli rüyaların anlamları da kesinleşmiştir. Eski
Mısırlılar, eski Yunanlılar ve Araplar rüya yorumlarıyla ilgili kitaplar
yazmışlardır.
Koç Burcu
(21 Mart - 19 Nisan)
Burç özellikleri, Kariyer, Para, Aşk, İş
Boğa Burcu
(20 Nisan - 20 Mayıs)
Burç özellikleri, Kariyer, Para, Aşk, İş
ikizler Burcu
(21 Mayıs - 21 Haziran)
Burç özellikleri, Kariyer, Para, Aşk, İş
Yengeç Burcu
(22 Haziran - 22 Temmuz)
Burç özellikleri, Kariyer, Para, Aşk, İş
Aslan Burcu
(23 Temmuz - 22 Ağustos)
Burç özellikleri, Kariyer, Para, Aşk, İş
Başak Burcu
(23 Ağustos - 22 Eylül)
Burç özellikleri, Kariyer, Para, Aşk, İş
Terazi Burcu
(23 Eylül - 22 Ekim)
Burç özellikleri, Kariyer, Para, Aşk, İş
Akrep Burcu
(23 Ekim - 21 Kasım)
Burç özellikleri, Kariyer, Para, Aşk, İş
Yay Burcu
(22 Kasım - 21 Aralık)
Burç özellikleri, Kariyer, Para, Aşk, İş
Oğlak Burcu
(22 Aralık - 19 Ocak)
Burç özellikleri, Kariyer, Para, Aşk, İş
Kova Burcu
(20 Ocak - 18 Şubat)
Burç özellikleri, Kariyer, Para, Aşk, İş
Balık Burcu
(19 Şubat - 20 Mart)
Burç özellikleri, Kariyer, Para, Aşk, İş
Aynı rüya farklı zaman ve
yerlerde görülürse, bunun yorumu da farklı olur. Bazen aynı rüyayı değişik
insanlarda görebilir, ancak her insanın ruhu ve manevi dünyayı anlayışı, yaşamı
farklıdır. Bundan dolayı da yorumu özünden bir şey kaybetmese bile yorumu ve
yansıması farklı olur. Zaman zaman başkaları ile ilgili rüyalar da görebiliriz;
bizi hiç ilgilendirmeyen bir rüya, bir başka bir başka yakınımızı
ilgilendirebilir.
Rüyaları yorumlarken tarafsız olmak, duygulara kapılmamak, karamsarlaşmamak
gerekir. Bu arada rüyada sadece bir şekil veya olayı değil, her şeyi birlikte
yorumlamalıdır. Rüyadaki renkler de büyük önem taşır.
Rüyada görülen bazı insanlar tanıdıksa, adlarına da dikkat edilmelidir. Bu
adların anlamları da yaklaşan bir durumu haber verebilir.
Örneğin derdi, sıkıntısı olan biri rüyasında adı Necati olan birini görürse
sevinmelidir. Çünkü Necati "kurtuluş" anlamına gelmektedir. Bu durumda rüyayı
gören dertten, sıkıntıdan kurtulacaktır. Rüyaları tarafsızca yorumlamalı ve
ayrıntıları da değerlendirmelisiniz.
Uzmanlara göre uyku birkaç
devreden oluşmaktadır. Uykusu gelen insan yatağına yatar ve gözlerini kapatır.
Kısa süre sonra göz kapakları belli belirsiz titremeye başlar. İnsan o sırada
uykuya dalmıştır ve rüya görmektedir. Bazen doktorlar, hastalarına belirli
ilaçlar verirler. Bu ilaçlar uykuyu derinleştirebilir ve rüyaları da
etkileyebilir. Bu durumda rüya da görülmeyebilir. Ancak ilaç almadan uyuyan bir
insan mutlaka rüya görür. Rüyalar renkli ya da siyah beyaz olabilir. İnsanların
çoğu, siyah beyaz rüya gördüklerini söylemektedirler. Yapılan araştırmalara göre
kadınlar erkeklere göre daha renkli rüyalar görmektedirler.
Rüyalar, genel olarak üçe ayrılmaktadırlar. Kafası yorgun, devamlı bir konuyla
ilgilenen kimse uyuduğunda rüyasında karmakarışık şeyler görebilir. Veya bu
insan ilgilendiği, önem verdiği konuyu da görebilir.
Bu tür rüyalar
yorumlanmazlar. Örneğin, televizyonda veya başka bir yerde heyecanlı bir sinema
izleyen kişi rüyasında aynı şeyleri görebilir. Bu durum sadece etkisinde
kalmaktır. Yani gerçek rüya değildir.
İkinci tür kabus veya karabasan denilen rüyadır. Bunlar genellikle iyi başlar.
Uyuyan kimse hoş bir olay vb. ile ilgilendiğini görür ve sonra bu rüya birden
korkutucu bir hal almaya başlar. Güzel görüntü değişerek insana dehşet verir.
Kabusların açıklamasını sinir doktorları ve psikanalistler yapmaktadırlar. Yani
bu tür rüyalar yorumlanmazlar. Kabusları, rüyada bir kez görülen korkutucu
sahnelerle karıştırmamak lazımdır. Karabasan gören insan korkar. Bir ara rüyada
olduğunu hissederek uyanmak ister. Bunu başaramaz. Ama uyandığını sanır ve bu
sırada kabus devam eder. Her insan ömründe birkaç kez kabus görebilir. Fakat sık
sık karabasan görenlerin bazı olaylar, rahatsızlık vb. yüzünden sinirleri
sarsılmış olabilir. Bu kimselerin doktorlarıyla konuşmaları faydalı olabilir.
Üçüncü tür rüya olduğu gibi çıkandır. Böyle rüyalar çok değerlidir. Genellikle
sezgisi güçlü olanlar, medyumlar hemen çıkan rüyalar görürler. Örneğin insan
rüyasında yıllardır rastlamadığı ahbabını görebilir. Onunla konuşabilir. Bu
rüyadan kısa bir süre sonra o ahbabı karşısına çıkabilir. Buna “Gerçek Rüya” adı
verilir. Böyle rüyalar görenler, dikkatli davranmalıdırlar. Gördükleri şeyleri
iyi değerlendirmelidirler.
Dördüncü tür, en sık rastlanılanıdır. Yani uyuyan kimse rüyasında türlü şey
görür. Sabah uyandığında da bunlardan bazılarını anımsar. İşte bunlar
yorumlanabilir. Rüya tabiri denilen şey, dördüncü tür için gereklidir daha çok.
Sabah uyanıldığında akılda kalan ve hatta insanı epey da etkilemiş olan rüyaları
yorumlamalıdır. Yorum yaparken karamsar olmamalıdır. Her zaman iyiye yorum
yapılmalıdır. Bazı rüyalar iyi sayılmazlar. Buna da üzülmemek gerekir. Çünkü
rüya, insanın kendisini koruması için gereken bir uyarıda olabilir.
Beşinci tür rüya ise rüya içinde görülen rüyadır. Genellikle insan rüyasında
gördüğü rüyayı da yorumlar. Bu tür rüyalara da çok dikkat etmek gerekir. Çünkü
böyle rüyalarda yapılan yorumun gerçekleşme oranı çok yüksektir.
Altıncı tür rüyaların en ilginç sayılanıdır. Bu tekrarlanan rüyadır. İnsan, aynı
rüyayı sık sık görür. Örneğin rüyasında daima aynı eve girdiğini, aynı sokakta
durduğunu,vb. görebilir. Oysa kendisi ne o evi, nede sokağı bilmektedir. Fakat
rüyada o ev, sokak, vb hiçte yabancı değildir. Veya insan devamlı olarak aynı
olayı yaşayabilir. Bazı kimseler Hint Felsefesine ve Karma’ya inanmaktadırlar.
Karma, insan bedeninin bir çok kez bedenlenmesidir. Yani insan öldükten sonra
kısa süre sonra başka bedenle yine dünyaya gelmektedir. Karma’ya inananlar, bu
tür rüyaların insanın eski yaşamıyla ilgili olduğunu ileri sürmektedirler. İnsan
devamlı görmüş olduğu evde oturmuş olabilir. Oysa rüya yorumu yapanlar bunu
kabul etmemektedirler. Böyle yinelenen rüyadaki şeylere dikkat etmek gerekir. Bu
sayede insan bir süre sonra neyle karşılaşacağını anlayabilir.
RÜYANIN ÖNLEDİĞİ FELAKET
Geçen harp
esnasında fırtınalı bir gün, C-23 numaralı İngiliz denizaltısı şafak
sökmeden Harwicehe limanından ayrılmıştı. Buz gibi rüzgar, yağan yağmuru
sulu sepken haline getiriyordu. Bütün o gün ve onu takip eden gece,
denizaltı, güvertelerine vuran rüzgar ve sulu sepken tarafından kamçılana
kamçılana, fırtınalı denizde çalkalanıp durdu.
Denizaltının
havanın bu şiddetine tahammül edemeyeceğini düşünen kaptan, nihayet
subaylarından Brandt'a dalma emrini verdi. "Kahvaltıdan sonra ön derinlik
ölçü cihazının yanına bir gözcü koy. Geri kalan herkes bu gecenin 10'una
kadar serbesttir. Bu saatten evvel, su yüzüne çıkamayacağımız muhakkak"
dedi. Denizaltı daldıktan sonra vazife başında bulunmaları gerekenler hariç,
bütün subaylar ve mürettebat uykuya geçti. Hiç olmazsa 10 saat uyuyacağını
tahmin eden Brandt, başını yastığa koyar koymaz derin bir uykuya daldı. Rüya
görmeye başladı. Bir mühimmat fabrikasında idi. Pantolonlu kadınlar
mermileri barutla doldurmakla meşguldüler. Çalıştıkları odanın bir ucunda,
üzerinde "müfettiş" yazılı cam bir bölmeyle ayrılmış kısım vardı. Buraya
yaklaşan Brandt, kız kardeşinin içeride bir masa başında oturduğunu görür
gibi oldu. Genç kadın, Bradt'ın bulunduğu istikamete baktığı halde, onu
görür veya tanır gözükmüyordu. Aradaki kapıdan öteki odaya bakan Bradt, bir
ateş dilinin, yerden kadınların mermileri doldurdukları odaya doğru, yılan
gibi kaydığını dehşet içinde gördü.
Kız kardeşine
bağırmak istediyse de, sesinin kısıldığını fark etti. Başı masanın üzerine
düşen kadıncağız uyuyor görünüyordu. Brandt ona doğru koşmak isteyince
bacakları hareket etmedi.
Sonra kulakları
sağır edici infilak, etrafı toz, alev ve dumana boğdu. Brandt tekrar ileri
atılmağa çalışırken başının yatağın tavanına vurmasıyla uyandı. Bir mühimmat
fabrikasında değil, C-23 deniz altısında emniyetteydi !
Gördüğü rüyayı
hatırlayınca yüksek sesle "Aman ne feciydi!" diye söylenmekten kendini
alamadı. Biraz daha kendine gelince saatine bakmayı akıl etti, saat 10'du.
Halbuki kaptan denizaltının saat 10'da su yüzüne çıkmasını emretmişti. Acaba
kendisini niçin uyandırmamışlardı? Brandt heyecanla yataktan fırladı.
Nöbetçinin yanına gidince onun uyuya kalmış olduğunu gördü. Adamcağız,
Brandt kendisini sarsınca dahi uyanmadı. Adamın kalbini yokladı kalbi pek
hafif atıyordu. Brandt, derin bir uykuda olan kaptanı dahi uyandıramadı.
Bradt kendi kalbinde de bir ağırlık olduğunu ve nefes almakta güçlük
çektiğini hissetti. Bunun üzerine adamların üzerine, kova kova su dökerek
onları uyandırmaya çalıştı.
Bu surette
uyanabilen üç kişinin yardımıyla denizaltıyı su yüzüne çıkardı. Kaportaları
açınca ortalığın apaydınlık olduğunu görerek hayretler içinde kaldılar.
Denizaltı 24 saat müddetle, yani kaptan emrettiği müddetten 12 saat daha
fazla suyun dibinde kalmış ve bu 12 saat zarfında hava, gaz dumanlarıyla
ağırlaşmıştı. Dumanlar Brandt'tan başka herkesi kendinden geçirmişti. C-23
limana dönünce Brandt kız kardeşinin bir mektubunu buldu.
Genç kadın
şunları yazıyordu: Bu gün fabrikada korkunç bir felaket oldu. Kadınların
mermi doldurdukları atölyede bir fimalk, 36 kadını öldürdü. Binanın içinde
yüzlerce kişi ağır surette yaralandı. Ben, büyük bir talih esri olarak,
yarasız beresiz kurtuldum. İnfilak, saat 10'dan az evvel oldu. Saat 10'da
atölyeleri dolaşıp teftiş etmem lazımdı. Bu arada hayatımda ilk defa olarak
masamın başında uykuya daldım. Uyurken seninle ilgili korkunç bir rüya
gördüm. Rüyamda bir denizaltının içindeydim. Sen ve arkadaşların ölü olarak
yatıyordunuz fakat nedense senin tamamıyla ölmediğine inanarak seni
uyandırmaya çalıştım. Ne çare ki sesim kısıldığından kendimi sana
işittiremiyordum. Tam bu sırada infilak beni uyandırdı.
Pierre Lucas arkadaşı ile alay etti. Henri Mignot, ciddi bir tavırla cevap
verdi:
-Bu rüya başkaydı katledilmek üzere olduğuna inanıyorum. Sabırsızlanan Pierre:
-Seni istirahat etmek için Alsace'a çağırdım. Halbuki seni, hiç bir zaman bu
kadar dertli gördüğümü hatırlamıyorum, diye söylendi. Henri:
-Dertli olmakta haklıyım, diye ısrar etti. Bu eve ilk defa geliyorum. Fakat
rüyamda gördüğüm için her köşesini daha buraya gelmeden evvel, tanıyordum.
Mesela başucundaki masada bir bardak su ile bir tabanca bulunduğu doğru değil
mi? Pierre hayret içinde:
-Evet nasılda bildin ? diye haykırdı.
-Rüyamda görmüştüm.
-Peki, nasıl öldürüleceğim ?
-Uyurken bıçaklanacaksın !
-Şu halde tetikte uyurum. Gel, bu saçmaları unutalım da biraz dolaşalım. İki
erkek, beraberce evden çıktılar. Bahçede, çiçeklerle meşgul yaşlıca bir adam,
onlar geçerken hürmetle şapkasının çıkardı. Henri Mgnot dona kalmıştı.
-Rüyamda seni öldüren adam buydu ! diye bağırdı. Pierre katıla katıla gülmeye
başladı:
-İhtiyar Paul'ü katil mi zannettin? Ayol 20 yıldır yanımızda. Hepimize candan
bağlı. Henri ısrar etti:
-Katilin bu olduğuna eminim. Onu başından sav. Fakat Pierre Lucas arkadaşının
çılgınca ısrarlarına kapılacak adam değildi. Henri iki hafta müddetle, Pierre'e
boş yere ihtarlarda bulundu.
Telgraf Pierre'den di:"Sırf içinin rahat etmesi için bahçıvanı kovdum"
diyordu. Henri'nin içi hakikaten rahat etmişti. O gece haftalardan beri ilk defa
sakin bir uyku uyudu. Sabahleyin de neşe ile kahvaltı sofrasının başına geçti.
Fakat gazeteyi eline alınca, dona kaldı. Baş sayfanın bir köşesinde büyük
puntolarla şu yazılıydı: "Bay Pierre Lucas, bugün Alsece'deki evinde
bıçaklanarak öldürülmüştür.
Maktulün sadık bahçıvanı Paul Remaunte, cinayeti işleyenin kendisi olduğunu
itiraf etmiştir. Katil 20 yıllık hizmetten sonra, hiç bir sebep gösterilmeden
kovulmasına içerlediği için, eski efendisini öldürdüğünü söylemiştir.
Akdeniz'in esatir yuvası nihayetsiz ufuklarına bakan küçük tepe, mini mini
bir çiçek ormanı gibiydi. İnce uzun dallı badem ağaçlarının alaca gölgeleri
sahile inen keçi yoluna düşüyor, ilkbaharın tatlı rüzgarlarıyla sarhoş olan
martılar, çılgın naralarla havayı çınlatıyorlardı. Badem bahçesinin yanı geniş
bir bağdı. Beyaz taşlardan yapılmış kısa bir duvarın ötesindeki zeytinlik, ta
vadiye kadar iniyordu.
Bağın ortasındaki viran kulübenin kapısız methalinden bir ihtiyar çıktı. Saçı
sakalı bembeyazdı. Kamburunu düzeltmek istiyormuş gibi gerindi. Elleri, ayakları
titriyordu. Gök kadar boş, gök kadar sakin duran denize baktı, baktı.
-Hayırdır inşallah! dedi.
Duvarın dibindeki taş yığınlarına çöktü. Başını iki ellerinin arasına aldı.
Sırtında yırtık bir çuval vardı. Çıplak ayakları topraktan yoğrulmuş
sanılacaktı. Zayıf kolları kirli tunç rengindeydi. Tekrar başını kaldırdı. Gökle
denizin birleştiği dumandan çizgiye dikkatle baktı. Fakat görünürde bir şey
yoktu.
Bu, her gece uykusunda kendini kurtarmak için birçok gemilerin pupa yelken
geldiğini gören zavallı, eski bir Türk forsasıydı. Esir olalı kırk seneden
ziyade geçmişti . Otuz yaşında dinç, levent, kuvvetli bir kahramanken Malta
korsanlarının eline düşmüştü.
Yirmi sene onların kadırgalarında kürek çekti. Yirmi sene, iki zincirle iki
ayağından rutubetli bir geminin dibine bağlanmış yaşadı. Yirmi senenin yazları,
kışları, rüzgarları, fırtınaları, güneşleri, onun granit vücudunu eritemedi.
Zincirleri küflendi, çürürdü, kırıldı. Yirmi sene içinde birkaç defa,
halkalarını, çivilerini değiştirdiler. Fakat onun çelikten daha sert adaleli
bacaklarına bir şey olmadı.
Yalnız abdest alamadığı için üzülürdü. Daima güneşin doğduğu tarafı sol
ilerisine alır, gözlerini kıbleye çevirir, beş vaktini gizli, gizli, işaretle
eda ederdi. Elli yaşına gelince korsanlar onu "artık iyi kürek çekemez!" diye
çıkarıp bir adada satmışlardı. Efendisi bir çiftçiydi. On sene kuru ekmekle onun
yanında çalıştı.
Allah'a çok şükrediyordu.
"Öldükten sonra dirileceğime nasıl inanıyorsam, elli yıl esirlikten sonra da
memleketime kavuşacağıma öyle inanırım" derdi.
En şanlı, en meşhur Türk gemicilerindendi. Daha yirmi yaşındayken Tarık
Boğazı'nı geçmiş, poyraza doğru haftalarca, aylarca, kenar, kıyı görmeden
gitmiş, rast geldiği ücra adalardan cizyeler ( vergiler) almış, irili ufaklı
donanmaları tek başına hafif gemisiyle bertaraf etmişti.
O vakitler Türkeli'nde namı dillere destandı. Padişah bile kendisini saraya
çağırtmış, maceralarını dinlemişti. Çünkü Hızır (as)'ın gittiği diyarları
dolaşmıştı. Öyle denizlere gitmişti ki, üzerinde dağlardan, adalardan büyük buz
parçaları yüzüyordu. Hedefleri tamimiyle başka bir cihandı.
Altı ay gündüz, altı ay gece olurdu! Karısını, işte bu, senesi bir büyük
günle iki büyük geceden ibaret olan başka cihandan almıştı. Gemisi altın, gümüş,
inci, elmas, esir dolu vatana dönerken, kenarsız denizin ortasında evlenmiş,
oğlu Turgut Çanakkale'yi geçerken doğmuştu.
Şimdi kırk beş yaşında olmalıydı. Acaba yaşıyor muydu? Hayalini unuttuğu
karlardan beyaz karısı acaba hala sağ mıydı? Kırk senedir, yalnız taht şehrinin,
İstanbul'un minareli ufku hayalinden hiç silinmemişti."
Bir gemim olsa gözümü kapar, Kabataş'ın önüne demir atarım" diye düşünürdü.
Altmış yaşını geçtikten sonra efendisi, onu sözde azat etti. Bu azat etmek
değil, sokağa, açlığa, perişanlığa atmaktı. İhtiyar esir, bu viran bağın
içindeki harap kulübeyi buldu. İçine girdi. Kimse bir şey demedi. Ara sıra
kasabaya iniyor, ihtiyarlığına acıyanların verdiği ekmek parçalarını toplayıp
dönüyordu. On sene daha geçti. Artık hiç kuvveti kalmamıştı. Hem bağ sahibi de
artık kendisini istemiyordu.
Nereye gidecekti? Fakat işte, eskiden beri gördüğü rüyaları yine görmeğe
başlamıştı. Kırk senelik bir rüya...
Türklerin Türk gemilerinin gelişi... Gözlerini elleriyle iyice ovdu. Denizin
gökle birleştiği yere baktı.
Evet, mutlaka geleceklerdi. Buna o kadar emindi ki... -Kırk sene görülen bir
rüya yalan olmaz! diyordu.
Kulübe duvarın dibine uzandı. Yavaş yavaş gözlerini kapadı. İlkbahar bir ümit
tufanı gibi her tarafı parlatıyordu. Martıların:
- Geliyorlar, geliyorlar, seni kurtarmağa geliyorlar ! Gibi işittiği tatlı
seslerini dinleye dinleye daldı.
Duvar taşlarının arasından çıkan kertenkeleler üzerinde geziniyorlar,
çuvaldan esvabının içine kaçıyorlar, gür beyaz sakalının üstünde oynaşıyorlardı.
İhtiyar esir , rüyasında ağır bir Türk donanmasının limana girdiğini
görüyordu. Kasabaya giden yola birkaç bölük asker çıkarmışlardı. Al bayrağı
uzaktan tanıdı. Yatağanlar, kalkanlar güneşin aksiyle parlıyordu.
- Bizimkiler ! Bizimkiler!
diye bağırarak uyandı. Doğruldu. Üstündeki kertenkeleler kaçıştılar. Limana
baktı. Hakikaten kalenin karşısına bir donanma gelmişti. Kadırgaların,
yelkenlerin, küreklerin biçimine dikkat etti. Sarardı. Gözlerini açtı. Kalbi
hızla çarpmaya başladı. Ellerini göğsüne koydu. Bunlar Türk gemileriydi. Kenara
yanaşıyorlardı... Gözlerine inanamadı.
"Acaba rüyam devam mı ediyor?" şüphesine düştü.
Fakat uyanıkken rüya görülür müydü? Kanaat getirmek için elini ısırdı. Yerden
sivri bir taş parçası aldı. Alnına vurdu. Evet işte hissediyordu. Uyanıktı.
Gördüğü rüya değildi. O uyurken, donanma, burnun arkasından birdenbire zuhur
etmiş olacaktı.
Sevinçten, hayretten dizlerinin bağı çözüldü. Hemen çöktü. Kenara çıkan
bölükler, ellerinde al bayrak. kalenin etrafına doğru ilerliyorlardı. Kırk
senelik bir beklemenin son azmiyle davrandı. Birden kemikleri çatırdadı. Badem
ağaçlarının çiçekli gölgeleriyle örtülen yoldan yürüdü.
Kenara doğru koştu. Koştu. Koştu. Karaya çıkan asker, ak sakallı bir
ihtiyarın kendilerine doğru koştuğunu görünce:
- Dur! Diye bağırdılar.
İhtiyar durmadı; bağırdı.
- Ben Türküm, oğullar, ben Türküm! -
... Askerler onun yaklaşmasını beklediler .İhtiyar, Türklerin yanına
yaklaşınca önüne ilk geleni tutup öpmeye başladı. Gözlerinden yaşlar akıyordu.
Haline bakanların hepsi müteessir olmuştu. Biraz heyecanı sükun bulunca ona
sordular:
- Kaç yıldır esirsin ?
- Kırk! -Nerelisin ?
- Edremitli.
- Adın ne?
- Kara Memiş.
- Kaptan mıydın?
- Evet...
- İhtiyarın etrafındaki askerler birbirine karıştı. Bir çığlık koptu.
- "Beye haber verin ! Beye haber verin !" diye bağrışıyorlardı.
İhtiyarın kollarına girdiler. Kuş gibi deniz kenarına uçurdular. Bir sandala
koydular. Büyük bir kadırgaya çıkardılar. Askerin içinde onun menkıbelerini
bilmeyen, şöhretini duymayan yoktu. Biraz güvertede durdu. Sevinçten kırk
senedir hasret kaldığı vatandaşlarını görmekten, şaşırmış, aptallaşmıştı.
Ayağına bir çakşır geçirdiler.
Sırtına bir kaftan attılar. Başına bir kavuk koydular.
- Haydi. Bey'in yanına ! dediler.
Kendini kadırgaya getiren askerlerle beraber büyük geminin kıçına doğru
yürüdü...Kara palabıyıklı, sırmalı esvabının üzerine demir, çelik zırhlar
giymiş, iri bir adamın karşısına durdu.
- Sen kaptan Kara Memiş misin?
- Evet, dedi
- Hızır Aleyhisselamın geçtiği yerlerden geçen sen misin?
- Benim.
- Doğru mu söylüyorsun?
- Ne yalan söyleyeceğim?
- Aç bakayım sağ kolunu !
İhtiyar, kaftanının altından kolunu çıkardı. Sıvadı Bey'e uzattı. Pazusunda
haç şeklinde derin bir yara izi vardı. Bu yarayı, gecesi altı aya süren bir
adadan karısını kaçırırken almıştı. Bey ellerine sarıldı. Öpmeye başladı.
- Ben senin oğlunum ! dedi.
- Turgut musun?
- Evet.
İhtiyar esir sevincinden bayılmıştı. Kendine gelince oğlu ona:
- Ben karaya cenk için çıkıyordum. Sen gemide rahat kal, dedi. Eski kahraman
kabul etmedi:
- Hayır. Bende beraber cenge çıkacağım.
- Çok ihtiyarsın baba .
- Fakat kalbim kuvvetlidir.
- Rahat et! Bizi seyret!
- Kırk senedir dövüşe hasretim. Oğlu:
- Vurulursun! Vatana hasret gidersin! diye onu gemide bırakmak istedi. Kara
Memiş, o vakit birdenbire gençleşmiş bir kaplan gibi doğruldu. Duramıyordu.
Kalkan, kılıç istedi. Sonra geminin kıçında sallanan sancağı göstererek:
- Şehit olursam bunu üzerime örtün!
- Vatan, al bayrağın dalgalandığı yer değil midir? Dedi.
Vladimir şehrinde Aksenov adlı genç bir tüccar yaşıyordu. Bu tüccarın iki
dükkanı ile bir evi vardı.
Aksenov, yakışıklı, kumral kıvırcık saçlı, pek şen, sesi pek güzel bir
adamdı. Gençliğinde çok içer, sarhoş olunca da taşkınlık ederdi, ama evlenince
sarhoşluğu bıraktı, yalnız arada bir içtiği olurdu.
Bir yaz günü, Aksenov, Nijniy panayırına gitmek için hazırlandı. Ailesi ile
vedalaşırken karısı:
-Ne olur İvan Dimitrieviç bugün gitme, dedi. Kötü bir rüya gördüm dedi.
Aksenov güldü:
-Panayırda kafayı çekerim diye mi korkuyorsun yoksa? dedi.
-Neye korktuğumu bende bilmiyorum, ama fena gördüm; sözde şehirden yeni
gelmişsin, şapkanı çıkardın, baktım, saçların bembeyaz olmuş. Aksenov güldü:
-Beyaz saç zenginliktir; bak gör, alışverişte kazanınca sana ne hediyeler
getireceğim.
Sonra ailesiyle vedalaşıp yola çıktı. Yolu yarılayınca bir tanıdık tüccara
rastladı, geceyi geçirmek üzere bir yerde durdular. Beraber çay içtiler, sonra
yan yana olan odalarına çekilip yattılar.
Aksenov çok uyumayı sevmezdi; gece yarısı uyandı, serinlikte daha kolay yol
almak için arabacıyı uyandırdı. Atları koşmasını söyledi. Sonra kerpiç kulübeye
girdi, hancı ile hesabı görüp yola çıktı.
Kırk verst kadar yol aldıktan sonra, atlara yem vermek için durdu, hanın
sofasında dinlendi, öğleye doğru merdiven başına çıktı, semaveri hazırlamalarını
söyledi, eline kitarasını alıp çalmaya başladı.
Birden çıngıraklı bir arabanın hana yaklaştığı görüldü. Arabadan iki askerle
bir memur çıktı, memur, Aksenov'un yanına yaklaşıp:
Kimsin? Nerelisin? diye sordu. Aksenov, kim olduğunu söyledi, sonra dönüp
"Bir çay içmez misiniz ? "dedi. Ama memur:
Dün geceyi nerede geçirdin? Yalnız mı idin, yoksa bir tüccarla beraber mi?
Sabahleyin tüccarı gördün mü? Handan niye bu kadar erken çıktın? " diye boyuna
soruyordu. Aksenov, böyle sorguya çekilmesine şaştı kaldı; her şeyi olduğu gibi
anlattı, sonra
"Ne diye beni böyle sorguya çekiyorsunuz? dedi. Ben ne hırsızım, ne haydut.
Kendi işime gidiyorum. Beni sorguya çekecek ne var. " O zaman memur, askerleri
çağırdı.
- Ben ilçe kaymakamıyım, dedi. Soruyorum, çünkü geceyi kendisiyle aynı handa
geçirdiğin tüccar, boğazlanmış. Göster eşyalarını, sizde üstünü arayın. Hana
girdiler, çantasını, torbasını aldılar, çözüp aramaya başladılar. Birden
kaymakam, torbadan küçük bir bıçak çıkardı.
-Bu bıçak kimin ? diye haykırdı: Aksenov, baktı bıçak kanlı; kendi
torbasından çıkmıştı, bunu düşününce korktu.
-Bıçak üzerindeki bu kan ne? Aksenov, karşılık vermek istiyor, ama ağzını
açıp tek bir kelime söyleyemiyordu.
-Ben bilmiyorum... ben... bıçağı... ben... benim değil... O zaman kaymakam
dedi ki: Sabahleyin, tüccar yatağında boğazlanmış olarak bulundu. Senden başka
bu işi yapacak kimse yok. Han, içeriden kilitli imiş, içeride senden başka da
kimse yokmuş. İşte kanlı bıçak da senin torbanda çıktı, hem yüzünden de belli
oluyor. Söyle tüccarı nasıl öldürdün, ne kadar parasını aldın ?
Aksenov böyle bir şey yapmadığına yemin ediyordu, birlikte çay içtikten sonra
bir daha tüccarı görmemişti, yanındaki 8000 ruble, kendi parası idi. Bıçak onun
değildi. Ama sesi kısılıyordu, benzi kül gibi idi, gerçekten suçlu imiş gibi
korkudan bütün vücudu tir tir titriyordu. Kaymakam, askerleri çağırdı, onu
bağlayıp arabaya bindirmelerini emretti.
Aksenov, elleri ayakları bağlanıp arabaya bindirilince istavroz çıkardı,
ağladı. Eşyalarını paralarını topladılar, kendisini yakın şehirdeki cezaevine
yolladılar. Nasıl bir adam olduğunu sorup öğrenmek için Vladimir şehrine birini
gönderdiler. Bütün tüccarlarla şehir halkı, Aksenov'un gençliğini içkiyle,
eğlenceyle geçirdiğini, ama iyi bir adam olduğuna tanıklık ettiler.
20000 rublesini almakla suçlandırıp mahkum ettiler. Karısı, kocası için
üzülüyor, ne düşüneceğini bilemiyordu. Çocuklarının hepsi de küçüktü, hatta bir
tanesi henüz memedeydi. Kadın her şeyini toplayıp kocasının hapis yattığı şehre
gitti. İlk önce içeri bırakmadılar, sonra amirlere yalvardı, onu kocasının
yanına götürdüler.
Kendisini, hırsızlarla bir arada hapishane elbiseleriyle, zincirleriyle
görünce bayılıp yere yıkıldı, uzun zaman kendine gelemedi. Sonra çocuklarını
etrafına sıraladı, kocası ile yan yana oturdu, evde olup bitenleri birbir
anlatmaya onunu başına gelenleri de uzun uzun sormaya başladı.
Kocası her şeyi anlattı.
Kadın: Şimdi ne yapmalı ? dedi:
Erkek: Çar'a yalvar, dedi. Suçsuz bir insan böyle yok olup gitmemeli.
Kadın, bağışlanması için Çar'a bir dilekçe sunduğunu, ama karşılık
gelmediğini söyledi. Aksenov, bir şey söylemedi, sadece başını önüne eğdi.
Karısı dedi ki: Tevekkeli değil, o zaman rüyamda saçlarının bembeyaz olduğunu
görmemiştim. Bak, işte kederden bembeyaz olmuş artık. O zaman yola
çıkmayacaktın.
Sonra erkeğinin saçlarını düzeltmeğe başladı:
Vanya, canım dostum, dedi. Karına doğruyu söyle, bu işi yapmadın değil mi?
Aksenov: "Demek sen de benimle böyle bir şey yapabileceğimi düşündün!" dedi
ellerini yüzüne koyarak ağladı.
Sonra bir asker geldi, kadınla çocukların dışarı çıkmaları gerektiğini
söyledi. Aksenov, ailesiyle son olarak vedalaştı.
Karısı çıkınca Aksenov ne konuştuklarını aklından geçirmeğe başladı.
Karısının bile öyle düşündüğünü, tüccarı sen mi öldürdün, diye sorduğunu
hatırlayınca kendi kendine: "Görülüyor ki, Allah'dan başka, kimse gerçeği
bilemiyordu, yalnız O'na yalvarmak lazım, yalnız ondan beklemek lazım." dedi.
O günden sonra dilekçe vermekten vazgeçti, başkasına ümit bağlamaktan
vazgeçti, sadece Allah'a yalvarıyordu. Aksenov'u önce kırbaçlanmaya, sonra da
Sibirya'da kürek cezası çekmeye mahkum ettiler.
Aksenov, Sibirya'da 26 yıl sürgün hayatı yaşadı. Saçları kar gibi bembeyaz
oldu, sakalı uzadı, bembeyaz, ince uzun aşağı doğru sarkıyordu. Şen tabiatından
eser kalmadı. Beli büküldü, sessiz sessiz dolaşır, az konuşur, hiç gülmez,
boyuna Allah'a yalvarırdı.
Cezaevinde ayakkabı dikmeyi öğrendi, kazandığı paralarla bir Kutsal Takvim
aldı, içeride ışık olduğu zaman okurdu, Tatil günlerinde de cezaevi kilisesine
gidip Havariler'i okuyor, kilise korosunda ilahi söylüyordu, sesi hala güzeldi.
İdare, uysal bir adam olduğu için Aksenov'u severdi, mahpus arkadaşları da ona
saygı gösterirler "dede", "Allah adamı" derlerdi. İdare ile bazı işleri olunca
arkadaşları hep Aksenov'u ricaya gönderirler, mahpuslar kavga edince, haklıyı
haksızı ayırması için her zaman ona başvururlardı.
Evinden hiç mektup almıyor karısı ile çocuklarının sağ olup olmadıklarını
bilmiyordu.
Bir gün sürgüne yeni mahpuslar getirdiler. Akşamleyin bütün eski mahpuslar
yeni gelenlerin etrafını aldılar, hangi köyden, hangi şehirden olduklarını,
kimin ne kadar ceza giydiğini sormaya başladılar. Aksenov da yeni gelenlerin
kerevetlerine oturdu, başını önüne eğmiş, anlatılanları dinliyordu.
Mahpuslardan biri uzun boylu sapasağlam, altmış yaşlarında, tıraşlı beyaz
sakallı bir ihtiyardı. Hikayesini şöyle anlattı.
- Ben arkadaşlar, buraya bir hiç yüzünden düştüm. Arabacının kızağından bir
atı çözdüm. Hayvanı çalmışsın diye yakaladılar. Ben gideceğim yere daha çabuk
varmak için atı saldım dedim. Sonra arabacı da dostum. Uygunsuz bir şey yok,
dedim. Onlar hayır, çalmışsın, dediler. Neyi çaldığımı, nerede çaldığımı bile
bildikleri yok. Daha çok eskiden beni buraya düşürecek işler oldu, ama ele
geçiremediler, şimdi ise kanuna aykırı olarak getirdiler.
Şimdi: "Yalan söylüyorsun, Sibirya'ya gitmişsin, yalnız uzun zaman misafir
kalmışsın" diyecekler...
Mahpuslardan biri sordu: Sen nerelisin?
Biz Vladimir'deniz. Şehrin yerlisiyiz, esnaf takımındanız. Adım Makar, baba
adım Semeneviç.
Aksenov, başını kaldırıp sordu: Peki Semeniç, Vladimir şehrinde tüccar
Aksenov'lardan söz edildiğini hiç duydun mu?
Duymaz olur muyum hiç? Zengin tüccarlar; yazık ki babaları Sibirya'da. Öyle
anlaşılıyor ki, o da bizim gibi günahkarlardan. Ya sen dede, buraya nasıl
düştün?
Aksenov, kendi kara yazısından konuşmayı sevmezdi; içini çekti:
Günahlarım yüzünden yirmi altı yıldır kürek cezası çekiyorum işte, dedi.
Makar Semenov: Ne gibi günahlar işledin? dedi.
Aksenov: "Herhalde hak etmiş olacağım." dedi, daha fazla söylemek
istemiyordu; ama cezaevindeki öbür arkadaşları, Aksenov"un Sibirya'ya nasıl
düştüğünü anlattılar. Yolda nasıl birinin bir tüccarı öldürdüğünü, bıçağı nasıl
Aksenov'un torbasına attığını, bunun için nasıl onu mahkum ettiklerini
anlattılar.
Makar Semenov, bu sözleri işitince Aksenov'a bakıp ellerini dizlerine çarptı:
Olur şey değil, olur şey değil! dedi. İhtiyarlamışsın dede.
Ona neye böyle şaşıp kaldığını, Aksenov'u daha önce nerede gördüğünü
sordular, ama Makar Semenov, karşılık vermiyordu, sadece:
Şaşılacak şey çocuklar dedi. Bak nerede karşılaştık birbirimizle. Bu sözleri
işitince, birden Aksenov'un aklına belki bu adam tüccarı öldüreni bilir,
düşüncesi geldi.
Semenov, dedi, bu işi eskiden mi işittin, yoksa beni eskiden bir yerde
görmüşlüğün var mı?
Makar Semenov: İşitmez olur muyum? Yerin kulağı var. Ama bu iş, çok eskiden
olmuştu. İşittiklerimi unutmuşum, dedi.
Aksenov sordu:
Belki tüccarı kimin öldürdüğünü de işitmişsindir?
Makar Semenov, güldü: Bıçak kimin torbasından çıktı ise herhalde o
öldürmüştür. Biri bıçağı senin torbana atmış da olsa mademki yakayı ele
vermemiş, hırsız o değil demektir. Hem bıçağı senin torbana nasıl sokarlar?
Torba başının altında imiş. Pekala duyardın.
Aksenov, bu sözleri işitince tüccarı öldürenin bu adam olduğunu düşündü.
Kalktı oradan uzaklaştı. Bütün gece gözüne uyku girmedi. Müthiş içi sıkıldı;
gözleri önüne neler gelmiyordu.
Kah karısını, en son, panayıra kendisini uğurladığı zamanki hali ile
görüyordu. Onu canlı gibi görüyordu. Sonra çocukları, o zamanki halleriyle
gözlerinin önüne geldiler, hepsi de minimini, birinin üstünde kısa paltosu,
öbürünün önlüğü vardı. Kendisi de o zamanki gibi görüyordu; neşeli genç bir
adamdı, yakalandığı hanın çardağında nasıl oturduğunu, nasıl kitara çaldığını, o
zaman ne kadar sevinçli olduğunu hatırlıyordu. Kendisine dayak attıkları ceza
meydanını, celladı, etrafta toplanan halkı, zincirleri, mahpusları, bütün yirmi
altı yıllık mahpus hayatını hatırladı, ihtiyarlığını hatırladı.
Aleksey'in üstüne öyle bir sıkıntı çöktü ki, aklından kendi kendini öldürmek
geçiyordu. "Hep şu cani yüzünden" diye düşündü. Makar Semenov'a karşı öyle bir
hınç besliyordu ki, kendi felaketi pahasına da olsa, içinde intikam almak isteği
uyanıyordu. Bütün gece dualar okudu, ama bir türlü kendini yatıştıramadı.
Gündüzleri Makar Semenov'un yanına gitmiyor, hiç yüzüne bakmıyordu. Böylece iki
hafta geçmişti. Bir gece cezaevi içinde dolaşmaya başladı, bir kerevet altında
toprak atıldığını gördü. durup baktı. birden Makar Semenov, kerevet altından
çıktı, korku ile Aksenov'a baktı. Aksenov, görmemezlikten gelerek geçip gitmek
istiyordu; ama Makar elini yakaladı.
Duvarlar altından nasıl bir geçit kazdığını, her gün çizme konçlarına koyup
toprağı dışarı taşıdığını, işe çıkarlarken de sokağa serptiğini anlattı: Yalnız
moruk, ağzını sıkı tut, dedi, seni de alırım. Ama söylersen bana müthiş bir
dayak atarlar, ben de senin yanına bırakmam, öldürürüm seni.
Aksenov, kendisine kıyan bu adamı görünce baştan aşağı kinle ürperdi. Ben
buradan ne diye çıkayım, sen de beni öldüremezsin, çünkü beni çoktan öldürdü.
Seni haber verir miyim, vermez miyim, bilmem. Allah nasıl dilerse öyle olur.
Ertesi gün mahpusları işe çıkardıkları zaman askerler, Makar Semenov'un yere
toprak serptiğini fark ettiler, cezaevi içinde araştırma yaptılar, deliği
buldular, müdür cezaevine geldi:"deliği kim kazdı?" diye herkesi sorguya çekmeğe
başladı.
Suçu kimse üstüne almıyordu. Bilenler Makar Semenov'u ele vermiyorlardı.
Çünkü öldüresiye döveceklerini biliyorlardı. O zaman müdür, Aksenov'a döndü.
Aksenov'un doğru bir adam olduğunu biliyordu: İhtiyar, dedi, sen doğru adamsın,
Tanrı adına söyle, kim yaptı bu işi? Makar Semenov, sanki hiç bir şeyden haberi
yokmuş gibi duruyor, hep müdüre bakıyor, Aksenov'a hiç bakmıyordu. Aksenov'un
elleri dudakları titriyordu, ama uzun zaman ağzını açıp bir şey söyleyemedi.
Şöyle düşünüyordu: "Onu ele versem mi acaba? Beni mahvetti, ne diye onu
bağışlayacak mışım? Bana çektirdiği için o da çeksin. Gerçeği söylersem, onu
müthiş döverler. Ne diye boşu boşuna onu düşüneyim. Peki ama elime ne geçecek,
içim daha mı rahat edecek?" Müdür tekrar: E, ihtiyar, dedi, hadi doğruyu söyle:
deliği kim kazdı? Aksenov, Makar Semenov'a baktı: Söyleyemem, sayın bayım dedi,
Allah söylememi emretmiyor. Ben de söylemeyeceğim. İstediğinizi yapın, irade
sizin.
Ertesi gün, Aksenov, geceleyin kerevetine yattı, henüz dalmıştı ki, birinin
yaklaşıp ayak ucuna oturduğunu işitti. Karanlıkta baktı, Makar'ı tanıdı.
Aksenov: Daha ne istiyorsun benden? dedi. Burada işin ne?
Makar Semenov, susuyordu. Aksenov, biraz doğruldu. Ne istiyorsun? dedi. Hadi
git. Yoksa askeri çağırırım.
Makar Semenov, Aksenov'un üzerine doğru eğildi, fısıltı ile: İvan Dimitriç,
dedi. Beni affet.
Aksenov: Ne diye af diliyorsun? Tüccarı ben öldürdüm, bıçağı torbana ben
soktum. Seni de öldürmek istiyordum, ama avludan sesler geldi; bıçağı torbana
soktum, pencereden atlayıp kaçtım.
Aksenov susuyor, ne diyeceğini bilemiyordu. Makar Semenov, kerevetten kaydı,
yerlere kadar eğildi: İvan Dimitriç, dedi; affet beni, Allah aşkına affet!
Tüccarı öldürdüğümü açıklayacağım, seni bağışlayacaklar. Evine döneceksin.
Aksenov: Senin için söylemek kolay, ama bir de bana sor! Nereye giderim
şimdi? Karım ölmüş, çocuklarım beni unutmuşlardır; gidecek bir yerim yok...
Makar Semenov, yerden kalkmıyor, başını yere vuruyor: İvan Dimitriç, affet,
diyordu. Şimdi gözlerine bakmak, ban yediğim kırbaçlardan daha ağır geliyor...
Sen yine bana acıdın, beni ele vermedin. Allah aşkına beni bağışla, pişmanlık
getiren caniyi bağışla!... dedi, hıçkırıklarla ağlamağa başladı: Allah seni
affetsin, belki ben senden yüz kat daha kötüyümdür! Birdenbire içi açıldı. Evi
barkı için tasalanmaktan vazgeçti, cezaevinden bir yere gitmek istemiyordu,
sadece son saatini düşünüyordu.
Makar Semenov, Aksenov'u dinlemedi, suçlu olduğunu açığa vurdu. Evine dönme
müsaadesi çıktığı zaman Aksenov, artık ölmüştü.
Amerika eski Cumhurbaşkanlarından Abraham LİNKOLN, 14 Nisan 1865 yılının
gecesinde şu rüyayı görmüştür.
"Beyazsaray'ın hizmetkarları telaşla, oradan oraya koşuşturuyorlar.Ve herkese
Cumhurbaşkanlarının öldürüldüğü haberini veriyorlar.
Sabah olduğunda gördüğü rüyayı eşine ve yakınlarına anlatır.Tedirgin olmuştur.Bu
sebeple o, günki kabine toplantısında bile bu rüyadan bahsetmek lüzumunu
hisseder.Abraham LİNKOLN'ün yakınları bunu hayra yorar.Ve ömrünün uzayacağına
delalet edeceğini söylerler.
Aynı günün akşamı Abraham LİNKOLN ve karısı, dostlarıyla birlikte tiyatroya
gitmeye karar veririler.LİNKOLN'ün oturduğu locanın kapısı aralanır.Katil
tabancasındaki bütün mermeleri LİNKOL'ün üzerine boşaltır.LİNKOL, oturduğu
koltuğa cansız yığılır.
Böylece, rüyanın gelecekten haber veren işareti ile bir ülkenin devlet başkanı
ölümle tanışır.Gördüğü rüyanın tesiriyle tedirgin olduğu günün akşamında, rüyası
gerçekleşir.
Bir gece yatağımda uyuyakalmışım. Sabah namazını kıldıktan sonra hizmetlerine
koştum.
-Bu gece görünmedin, ne işteydin? diye sordular.
Birkaç gecedir uykusuz kaldığım için, bu gece gaflete geldiğimi ve
hizmetlerinden mahrum olduğumu özürle beyan ettim.
-İmdi, ne düş gördünse beyan eyle, buyurdular.
-Arza kabil bir düş görmedim, diye cevap verdim. Tekrar buyurdular ki:
-Bu ne sözdür?
Bir geceyi tamamen uyku ile geçiresin de, bir vakıa görmeyesin. Herhalde
görmüştür. Başka vadide biraz konuştuktan sonra tekrar bana dönerek:
-Abes söyleme. Herhalde bu gece bir vakıa görüşmüştür. Söyle gizleme! dedi.
Her ne kadar düşündümse de görmüş olabileceğim bir şey aklıma gelmedi. İşe
yarar bir şey görmediğime yemin ettim.
Sultan, mübarek başlarını sallayarak hayret gösterdiler. Ben de "sebebi ne
olabilir?" diye hayret ettim. Hemen sonra Kapuağası ' nın dairesine bir iş için
beni gönderdiler. Oraya vardığımda gördüm ki Hazinerdar başı Mehmet Ağa,
Kilercibaşı, Sarayağası ve Kapuağası Hasan Ağa adetleri üzerine otururlar. Ama
kapuağası Hasan Ağa düşünceli ve şaşkın bir vaziyette başını öne eğmiş, gözleri
yaşlı, olarak oturuyordu. Bu zat esasında, sessiz hallerine benzemiyordu. Bir
kimsenin vefat etmiş olduğunu zannettim.
-Ağa hazretleri kalbiniz gamlı, gözünüz yaşlı görünür. Sebebi ne ola?
dediğimde,
-Hayır bir şey yok, diye gizlemesi üzerine Hazinedarbaşı:
-Kardeş, Ağa'ya bu gece bir vakıa olmuş da o uykunun sarhoşluğundadır., dedi.
Bunun üzerine:
-Allah için haber verin, padişahımız elbette vakıa görmüşsündür, söyle diye
bu benden anlatmamı istediler. Herhalde zorlama asılsız değildir. İyi armağandır
anlatınız dedim. Rüyayı nakletmesi için ağayı sıkıştırdık. Ağa utanma hissi ağır
basan bir şahıs olduğundan anlatmaktan kaçındı ve:
-Benim gibi yüzü kara günahkarın ne rüyası olur ki padişahın huzurunda
anlatmaya değsin, kerem edin bana bu teklifte bulunmayın, dedi. Biz
sıkıştırmaya, o da vazgeçirmek için yalvarmaya devam etti. Nihayet Mehmet Ağa:
-Nice söylemezsin, bize anlattığı da buna memur olduğunu naklettim.
Gizlenmesi ihanet olmaz mı? deyince, Ağa sırrının mührünü açıp anlattı.
-Bu gece rüyamda gördüm ki, eşiğinde oturduğumuz bu kapıyı hızlı hızlı
çaldılar. "Ne haber var" diye ileri baktım, vardım; kapı, dışarısı görünecek
fakat bir adam sığmayacak kadar az açılmış. Taşlık, ucu sarkıtılmış sarıklı
nurani kimselerle dolu, elleri bayraklı ve silahlı mükemmel şahıslar. Kapının
dibinde, elleri sancaklı dört nurani kimse durur. Kapıyı vuranın elinde Padişah'
ın Aksancağı var. Bana dedi ki :
-Bilir misiniz niye gelmişiz? Ben de :
-Buyurun, dedim. Dedi ki :
-Bu gördüğün kimseler Resulullah (s.a.v.)' ın ashabıdır. Bizi Hazret-i
Resulullah Selim Han' a selam etti ve buyurdu ki : Kalkıp gelsin ki Haremeyn
hizmeti ona buyruldu. Gördüğün dört kişiden, bu Ebu Bekr-i Sıddıyk, bu Ömerü'l
Faruk, bu Osman-ı Zi'n-Nureyn' dir. Seninle konuşan ben ise, Ali bin Ebi Talib'
im. Var, Selim Han' a söyle dedi ve nazarımdan galip oldular.
Ben dehşetle kendimden geçip tere batmış ve sabaha kadar baygın yatıp
kalmışım. Oğlanlar, teheccüd zamanında mütad üzere kalkmadığımı hastalığa
yormuşlar ve sabah namazı vakti geçeceği zaman gelip beni uyarmak için
yapmışlar, görmüşler ki suya düşmüş gibi ıslak yatarım.
Elbise değiştirmek için yenilerini getirip o aralık, beni uyandırmışlar.
Aklım başıma gelince, acele ile kalkıp namaza yetiştim. Ama tamamen sükunete
eremedim. Ağa bunları anlatırken ağlıyordu.
Padişah' ın beni istediğini bildirdiler, derhal huzurlarına gittiğimde, o
hizmeti sual etmeyip tekrar yeni rüyadan bahis açarak:
- Şu senin bu gece sabaha dek uyuyup bir vaka görmediğin bana tuhaf gelir.
Hemen şöyle hayvan gibi yatıp uyudun mu?
Dedim ki:
-Padişahım, vakıayı bu Hasan kulunuz (Hasan Can) görmediyse bir Hasan kulunuz
(Kapıağası Hasan Ağa) görmüş. Emriniz olursa arz edeyim.
Buyurdular ki :
-Söyle görelim... Ben de hadisenin tamamını naklettim. Ben anlattıkça mübarek
çehreleri kızarmaya başladı ve vararak mübarek gözlerine yaş geldi. Bitirince
buyurdular ki :
-Derd -mendin safa' yı meşrebi (Zavallının tıynetinde safiyet) varmış, sen
onu bize methettikçe "Bir kimseyi ibadet eder görürsün hemen veli sanırsın" diye
seni alaya alırdık, boşuna methetmezmişsin ... Ve devamla :
-Biz sana demez miyiz ki, biz bir tarafa memur olmadan (emir verilmeden)
hareket etmemişizdir. Atalarımız vilayetden behre-mendler idi (velilikden nasip
sahibiydiler) , kerametleri vardır. İçlerinde biz onlara benzemedik .. diyerek
kendilerini küçük göstermeye çalıştılar.
Bu rüyadan sonra Arap Seferi hazırlıklarına başladılar...
SEYAHAT YA RESULALLAH!
Evliya Çelebi, 1611-1682 yılları arasında yaşamış ve dünyanın çeşitli yerlerini
dolaşarak gezip gördüklerini ve hakkında bilgi topladığı şeyleri "Seyahatname"
adlı muazzam eserinde toplamış bir şahsiyettir. Babasının sarayda bulunduğu
dikkate alınırsa, pekala yüksek rütbelere nail olabileceği halde sevimli ve pek
zeki tavrıyla buna iltifat etmemiştir. Küçük yaşlardan itibaren gezip görmeye
karşı muazzam bir heves beslemiş, fakat ebeveyninden izin alamadığı için bunu
gerçekleştirememiştir.
Henüz gençlik çağlarındadır. Bir gece bir rüya gördüğünü, eserinin başında
nakleder. Rüyasında, İstanbul' da Yemiş İskelesi civarında Ahi çelebi
Camiindedir. Orada muazzam bir cemaat vardır. Dikkat eder, Peygamber Efendimizi
(a.s.m.) baş tarafta görür. Dört sadık halifesi ve diğer ashabı da hep
oradadırlar. Topluluk muhteşem bir tablo arzetmektedir. Kapıdan içeri giren
Çelebi, bir türlü ileriye gitmeye ve ziyarete cesaret edememektedir. Mecliste
sohbete devam edilirken kapıda bir zat görür ve sonra "Korkma yavrum, benimle
gel. Peygamber Efendimizi (a.s.m.) ziyaret et." der. Fakat Evliya Çelebi, bu
kalabalık karşısında adeta çakılıp kalmıştır. Bir adım dahi ileri atamamaktadır.
Su dağıtan bu zat, onun elinden tutar, safları yavaş yavaş geçerler.Çelebi'nin
nefesi sanki kesilir duruma gelmiştir. Yaklaşırlar. Fahr-i Kainat Efendimizi
ziyaret eder. Oraya gidinceye kadar aklında hep şefaat dilernek arzusu vardır,
fakat heyecandan bunu unutur. "Şefaat ya Resulallah!" diyecek yerde "Seyahat ya
Resulallah!" der. Cenab-ı Peygamber, gülümseyerek seyahatini müjdeler.
Çelebi, uyandığı zaman, son derece mesrur, fakat heyecandan ter içindedir. Artık
büyük kapıdan izin çıktığına göre, elbette küçük kapılar müsaade edecektir.
Böylece, 70 yaşına kadar sürecek ve çeşitli tehlike, sıkıntı ve hadiseler geç
irmesine rağmen vazgeçmeyeceği seyahati başlar.
ANNESİNİN ÖLÜMÜNÜ RÜYASINDA GÖRMESİ
Atatürk bir sabah yatağından endişe içinde kalktı.Bir rüya görmüştü ve bu rüya
canını çok sıkmıştı.Atatürk bu rüyayı şöyle nakletmiştir.” Arazide dolaşıyoruz.
Her taraf yemyeşil, çayır çimen. Birden bire bir sel geliyor, annemi alıp
götürüyor.”
Bu rüyanın akabinde acı haber, kısa bir süre sonra yaveri Salih'in yolladığı
şifreli telgraf ile gelir. Atatürk telgrafın şifreli olduğunu görünce hemen "
Annem öldü değil mi " der.”
SALİH BOZOK ‘UN İNTİHAR EDECEĞİNİ RÜYASINDA GÖRMESİ
Salih Bozok Atatürk'ün yaverliğini yapmıştı. Atatürk sağlığında onunla ilgili
gördüğü rüyasını Salih Bozok'a anlatmıştı:
"Büyük bir otelin salonunda oturuyormuşuz. Yanımda sende varmışsın. Salonun bir
köşesinde bilardo masası varmış. Masanın başında, arkası bize dönük olan bir zat
oturuyor. Tam bu sırada odanın kapısı açıldı ve iri yarı 30 kadar adam içeri
girdiler. Bunlardan biri eline bilardo masasından bir ıstaka alarak masanın
önünde oturan benim teşhis edemediğim zatın omzuna bütün kuvvetiyle indirmeye
başladı.
Omzuna vurulan zat ayağa kalkarak, kendini müdafaa etmekte ve "Bana niye
vuruyorsun" diye hiddetle haykırmaktayken, Salih bana göz ucu ile ne yapmak
lazım gibisinden baktın. Ben sana sakın kıpırdama manasına gelen bir işaretle
sükunete davet ettim. Bu sırada eli ıstakalı adam, bize doğru yaklaşarak
karşımızda tehditkar bir vaziyet aldı.
Bu sefer Salih sen yine müdahale etmek istedin. Ben sana sus işareti verdikten
sonra, o azılı adama dönerek
"Sen kimsin ne istiyorsun" diye sordum.
Adam bu suale cevap vereceği yerde, cebinden bir tabanca çıkartarak iki kurşun
sıktı. Biri bana, öteki sana. Sonra adam bize "Kalkın dans edelim" emrini verdi.
İkimizde kalkıp onun huzurunda dans ettik."
Bilindiği gibi Atatürk'ün ölümünden sonra Salih Bozok tabancasıyla intihar etmiş
ancak kurtarılmıştır.
ATATÜRK’ÜN GÖRDÜĞÜ SON RÜYA
26 Eylül 1938 tarihinde Atatürk, rahatsızlığı ile ilgili olarak ilk defa hafif
bir koma atlatmıştı. Prof. Afet İnan, olayı şöyle anlatıyor:
O geceyi rahatsız geçirdi. İlk komayı o zaman atlatmıştı. Ertesi sabahki
açıklamasında :
"Demek ölüm böyle olacak" diyerek uzun bir rüya gördüğünü anlattı.
Salih'e söyle, ikimiz de kuyuya düştük, fakat o kurtuldu" dedi.
Atatürk'ün burada "kuyuya düşme" sembolü ile gördüğü rüya vizyonu, kendisinin de
söylediği gibi ölümünün habercisiydi. Salih Bozok'un kuyudan kurtulması ise,
Atatürk'ün vefat ettiği gün, buna çok üzülen Salih Bozok'un intihar etmesi
sonucu kurtarılmasını simgeliyordu...
Bu Atatürk'ün gerçekleşen son rüyasıydı...
Uykunun sebebi veya fonksiyonu bilinmemektedir. Chicago üniversitesi uyku araştırmalarından Allan Rechtschaffen uykunun hiç bir fonksiyonu olmadığını tespit etmiştir. Adale yorgunluklarının azalmasına rağmen vücudun dinlenmesi için uykuya ihtiyacı olmadığını söylemiştir. Çünkü vücudumuzdaki hücrelerin kendi kendilerini tamir etme yeteneği vardır. Araştırmacıların tespitlerine göre bu esnada faaliyetten uzak olmasına, ya dinlenme veya uyku durumunda bulunmasına da gerek yoktur. Uyku sırasında alınan EEG kayıtları üzerinde yapılan incelemelerde beyinde faaliyetsizlik görülmemiştir. İngiltere Milli Fizik Laboratuarı Kompütür bilimleri bölümünde psikolog araştırmacı Dr. Evans'a göre uykunun tek maksadı rüya görmemiz için, zemin hazırlamasıdır. Stanford Tıp Merkezi Uyku Kliniği doktoru Dr.William Dument'in görüşüne göre ise; rüya görmek son derece önemlidir. Rüyalar fiziki dengenin oluşmasını sağlanmaktadır. Temple Üniversitesinden Koruyucu ilaç profesörü Dr.Fred.Rofers uykunun aktif hayattan tamamıyla uzaklaşmak olmadığını,bilakis yavaşlayan kalp de dahil olmak üzere uzuvlarımızın değişik bir tip yaşayış durumuna girdiğine inanmaktadır. Fakat yinede aklımıza şu sorunun gelmemesi mümkün değil. Uyku geceye ait bir alışkanlık olabilir mi? Uyku araştırmacılarının babası olarak bilinen Nathaniel Klietman uyku haline geçebilmek için bir faaliyet sisteminde kritik bir seviyenin altında şiddetli bir durum olması gerektiği inancındadır. Bütün kainata ölçülü bir hareket,yani ritim hakimdir. Med-Cezir, güneş ve ayın doğup batmaları,mevsimler,dünyanın ekseni etrafında dönmesi ve daha pek çok düzenli ve maksatlı hareketler hep bu ritmi bize gösterirler.
Dr.Franz Halberg normal durumda ve 24 saatlik bir periyotta meydana gelen değişmeler için "circation" kelimesini kullanmıştır. Vücut dengesi zamana bağlı ritim değişmeleriyle sağlanır. Azalarımızın ritminin en kifayetsiz olduğu anlarda uyku bastırır.Gecenin ilk uyku dönemine hızlı olamayan göz hareketi manasına gelen "NREM-non Raped Eye Movement" denilmektedir.Vücudun dinlendiği en sakin uykudur bu.Nefesimiz düzgün ve sakindir. EEG kayıtları ve beyin faaliyetleri düzgün ve imtiyazlıdır.Horlamada bu uyku döneminde vuku bulur. Hızlı göz hareketi denilen (REM Ropel Eye Movement) faal uyku halidir.Vücut hareketsiz olmakla beraber yüzde ve parmak uçlarında düzensiz hareketler vardır. Horlama kesilir.Nefes düzensiz haldedir.Yani hızlı ve yavaş arasında ritim değişikliği görülür.Bazılarının kanaatlerine göre REM uyku hali değil bir çeşit sara nöbetidir. Gece uykumuzun 1.5 ile 2 saati REM uykusudur.NRAM ve Rem dereleri 70 ile 110 dakika arasında değişir.Ortalama 90 dakika olarak kabul edilmektedir. Ruhi depresyon geçirenler REM uykusu olmadığı sürece kendilerini daha rahat hissederler. Rüya görme hadisesi ekseriye REM döneminde olmaktadır.Pek çok kişi yatıştırıcı ve uyku verici ilaçları almalarına rağmen REM döneminde faal uyku halinden kurtulamazlar. Halbuki alınan ilaçlarda Rem'i tamamen veya kısmen ortadan kaldırılması aranmaktadır.
Enfal Suresi
43. Ayet
Hani Allah, sana rüyandan onları az gösteriyordu; eğer sana onları açık gösterseydi, korkacak ve kumanda da tartışacaktınız. Fakat Allah, selamete bağladı; çünkü O, bütün sinelerin özünü bilir.
Yusuf Suresi
4. Ayet
Bir vakit Yusuf babasına: "Babacığım, ben rüyada onbir yıldızla güneşi ve ayı gördüm. Gördüm ki, onlar bana secde ediyorlar." dedi.
Yusuf Suresi
5. Ayet
Babası: "Yavrum, rüyanı kardeşlerine anlatma, sonra sana bir tuzak kurarlar; çünkü şeytan, insana belli bir düşmandır.
Yusuf Suresi
36. Ayet
Onunla birlikte zindana iki delikanlı daha girdi. Birisi: rüyada kendimi şarap sıkarken görüyorum." dedi. Diğeri: "Ben, rüyada kendimi basımın üstünde bir ekmek götürürken görüyorum, ondan kuşlar yiyor. Bize bunun tabirim haber ver; çünkü biz seni iyilik sevenlerden görüyoruz." dedi.
Yusuf Suresi
41. Ayet
Ey zindan arkadaşlarım, gelelim rüyanıza: "Biriniz, efendisine yine şarap sunacak, diğeri asılacak ve kuşlar basından yiyecek; işte fetvasını istediğiniz mesele halledildi!" dedi.
Yusuf Suresi
43. Ayet
Bir gün hükümdar: rüyamda yedi arık ineğin yemekte olduğu yedi semiz inek ve yedi yeşil başakla diğer yedi kuru başak görüyorum. Ey efendiler, eğer rüya tabir ediyorsanız, bana rüyamı halledin!" dedi.
Yusuf Suresi
44. Ayet
Dediler ki: rüya dediğin, demet demet hayallerdir, biz ise hayallerin tabirini bilmiyoruz."
Yusuf Suresi
46. Ayet
Gelip: "Yusuf, ey dosdoğru kişi, "yedi semiz inek. bunları yedi arık inek yiyor ve yedi yeşil başakla diğer yedi kuru başak" rüyasını bize tabir et, ümit ederim ki, o insanların yanına cevapla dönerim, ola ki, değerini bilirler dedi.
Yusuf Suresi
100. Ayet
Ana ve babasını taht üzerine çıkardı, hepsi Yusuf için secdeye kapandılar. Yusuf da:"Ey babacığım, işte bundan önceki rüyamın yorumu bu; gerçekten Rabbim onu gerçekleştirdi, cidden bana iyilikte bulundu;çünkü beni zindandan çıkardı; şeytan benimle kardeşlerimin arasını dürtüştürdükten (bozduktan) sonra sizi çölden buraya getirdi. Gerçekten Rabbim, dilediği şey için aldığı tedbirde çok hoş davranır. Gerçek şu ki, O, herşeyi çok iyi bilen, her yaptığın bir hikmete göre yapandır!
Yusuf Suresi
101. Ayet
Ey Rabbim, Sen bana mülkten bir nasip verdin ve bana rüyaların tabirinden bir ilim öğrettin. Gökleri ve yeri yaratan Rabbim, dünya ve ahirette benim velim Sensin! Benim ruhumu müslüman olarak al ve beni iyiler arasına kat!" dedi.
Enbiya Suresi
5. Ayet
(Onlar): "Bunlar bir takım karışık rüyalar; yok onu kendisi uydurdu; yok o bir şairdir; öyle değilse, önceki peygamberlerin gönderdikleri gibi, bize bir mucize getirsin!" derler.
Saffat Suresi
102. Ayet
(Oğlu) yanında koşma çağına gelince : "Yavrum, ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak ne düşünürsün?" dedi. (Çocuk da): "Babacığım sana ne emrediliyorsa yap! Beni inşaallah sabredenlerden bulacaksın!" dedi.
Saffat Suresi
105. Ayet
rüyaya gerçekten sadakat gösterdin, işte Biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız."
Fetih Suresi
27. Ayet
Andolsun ki, Allah gerçekten peygamberine o rüyayı hakkıyla doğru gösterdi, Şanıma yemin ederim ki, İnşaallah Mescid-i Haram'a güvenlik içinde başlarınızı kazıtarak, kırkarak korkusuzca gireceksiniz! Ancak O, sizin bilmediğiniz şeyleri bildi de ondan önce yakın bir fetih verdi.
İslam âlimlerinden bazıları rüyanın, rüya melekleri tarafından gösterildiğine inanırlar. Bunun da insana rüyasında refâkat eden rüya meleklerinin, insan ruhuna refâkat ederek değişik yerlere götürülüp gezdirilmesi şeklinde olduğunu söylerler. Bu seyahat sırasında ruhun gördüğü olaylar, akıl veya zihin olarak tabir edilen hafıza tarafından kaydedilir, sonra yeri ve zamanı geldikçe veya uyandıktan sonra bir şekilde hatırlanır.
Rüya hakkında hemen herkes bir şeyler söylemiş ve özellikle İslam alimleri, rüya tabircileri ve filozoflara varıncaya kadar herkes, rüya üzerine değişik yorumlar yapmışlardır. Burada Risale-i Nur külliyatından Mektubat isimli eserde geçen ve üstat Bediüzzaman'ın naklettiği güzel bir rüyayı ve rüyalara ait bazı ilmi gerçekleri ifade eden bir bölümü nakletmek yerinde olacaktır. Şöyle ki:
"Bir zaman kalp ehli iki çoban varmış. Kendileri ağaç kâsesine süt sağıp yanlarına bıraktılar. Kaval tabir ettikleri düdüklerini, o süt kâsesi üzerine uzatmışlardı. Birisi "Uykum geldi." deyip yatar. Uykuda bir zaman kalır. Ötekisi yatana dikkat eder, bakar ki; sinek gibi bir şey, yatanın burnundan çıkıp, süt kâsesine bakıyor ve sonra kaval içine girer, öbür ucundan çıkar gider, bir geven altındaki deliğe girip kaybolur. Bir zaman sonra yine o şey döner, yine kavaldan geçer, yatanın burnuna girer; o da uyanır. Der ki: "Ey arkadaş! Acayip bir rüya gördüm." O da der: "Allah hayır etsin, nedir?" Der ki: "Sütten bir deniz gördüm. Üstünde acayip bir köprü uzanmış. O köprünün üstü kapalı, pencereli idi. Ben o köprüden geçtim. Bir meşelik gördüm ki, başları hep sivri. Onun altında bir mağara gördüm, içine girdim, altın dolu bir hazine gördüm. Acaba tabiri nedir?" Uyanık arkadaşı dedi: "Gördüğün süt denizi, şu ağaç çanaktır. O köprü de, şu kavalımızdır. O başı sivri meşelik de şu gevendir. O mağara da, şu küçük deliktir. İşte kazmayı getir, sana hazineyi de göstereceğim." Kazmayı getirir. O gevenin altını kazdılar, ikisini de dünyada mesut edecek altınları buldular.
İşte yatan adamın gördüğü doğrudur, doğru görmüş, fakat rüyada iken ihatasız olduğu için tabirde hakkı olmadığından, âlem-i maddî ile âlem-i manevîyi birbirinden fark etmediğinden, hükmü kısmen yanlıştır ki, "Ben hakikî maddî bir deniz gördüm." der. Fakat uyanık adam, âlem-i misal ile âlem-i maddîyi fark ettiği için tabirde hakkı vardır ki, dedi: "Gördüğün doğrudur, fakat hakikî deniz değil; belki şu süt kâsemiz senin hayaline deniz gibi olmuş, kaval da köprü gibi olmuş ve hakeza..." Demek oluyor ki; âlem-i maddî ile âlem-i ruhanîyi birbirinden fark etmek lâzım gelir. Birbirine karıştırılsa, hükümleri yanlış görünür. Meselâ: Senin dar bir odan var; fakat dört duvarını kapayacak dört büyük âyine konulmuş. Sen içine girdiğin vakit, o dar odayı bir meydan kadar geniş görürsün. Eğer desen "Odamı geniş bir meydan kadar görüyorum", doğru dersin. Eğer "Odam bir meydan kadar geniştir" diye hükmetsen, yanlış edersin. Çünkü âlem-i misali, alemi hakikiye karıştırırsın."
RÜYA ELEKTRONİK CİHAZLARLA TESBİT EDİLEBİBİLİR Mİ? Dr. Kleitman, uykularını müşahede altında tuttuğu kimselerin (EEG) elektroensefalogranik ve (EKG) elektrokardiagramlarını cihazlarla tespite başladı. Bu çalışmaların sonucunda; rüyanın varlığına delil olarak gösterdiği göz hareketlerine , heyecana bağlı kalp atışlarını da ilave etmiş oldu.
EEG'nin verdiği sonuç oldukça dikkat çekiciydi. Rüyanın başladığı andan itibaren, ağır bir ahenk içinde devam eden uyku halini gösteren çizgiler ritmik bir hal alıyor, uyanıklık halindeki şekilleriyle cihazın kağıt şeridi üzerine kaydoluyordu.
Sekiz kişi üzerinde yapılan bu deneyler on gün devam etti. Her defasında elektronik cihazın kaydettiği eğri büğrü çizgiler dikkatle incelendi. Ve şu sonuca varıldı: Rüya, uykunun yüzde yirmilik bir bölümünü teşkil etmektedir. Bu durumda ; sekiz saat uyuyan bir insanın uykusunun ilk saati ağır ve rüyasız geçmektedir. Bundan sonraki on dakika içinde rüya görülmekte ve sonra yine bir buçuk saat sürecek ağır uyku devresi başlamaktadır. Sonra yirmi dakikalık bir rüya ve yine bir buçuk saatlik ağır uyku... Uykunun bundan sonraki kısmında ise otuz dakikalık bir rüya faslı daha vardır.
Nihayet yine uyku ve onu da uyanma takip eder.
İnsanın sorumlu olduğu saha vardır. Bu da uyanıklık halidir. Yani insan uyanıklık halinde sorumludur, uyanıklık haricinde uyku ve baygınlık gibi yaptığı işlerden sorumlu tutulmamıştır. Dolayısıyla insan rüyasında yaptığı iş ve davranışlardan, söylediği sözlerden sorumlu değildir. Hatta bir insan rüyasında dinden çıkacak kelimeler söylese dinden çıkmış sayılmaz. Konuya bu açıdan baktığımızda ister olumlu ister olumsuz manada rüyalarla gelen haberler objektif bir değer ifade etmez. Bağlayıcı bir delil kabul edilemez. Rüya yorumunda rüyanın iyi ve isabetli yorumlanması esastır. Bundan dolayı da ruya yorumlayacak kişinin ehil olması şarttır. Rüyada Kur'an ve Sünnete aykırı ,ters bir durum olduğu takdirde bununla amel edilmesi mümkün değildir. Mesela rüyanızda size bir insanı öldürmeniz emrediliyorsa veya intihar etmeniz isteniyorsa bununla amel etmek söz konusu olamaz. Çünkü bir insanı öldürmek ve intihar etmek Kur'an-ı Kerimde ve Sünnette haram kılınmıştır. Bu rüyayı bir insan defalarca aynı şekilde görse yine de gördüğü rüyayla amel edemez ve Kuran ve Sünnet dışına çıkamaz. Kuran ve sünnette tespit edilen hükümler doğrultusunda amel etmek zorundadır. Bu gibi örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bununla beraber, rüyaların mübah meselelerde, rüyayı görene münhasır kalmak şartıyla, yönlendirici bir fonksiyonunun olduğu da kabul edilebilir. Yalnız bunun bile Kur'an ve sünnette ictihad edilerek çıkarılmış bir hüküm ölçüsünde ağırlığının olduğu söylenemez.
Bilim adamları rüyanın süresi üzerinde kesin bir sonuca varamadılar. Bir kısmı birkaç saniye sürdüğünü iddia ederken bazıları da saatlerce devam eden rüyaların mevcut olduğu fikrinde ısrar etmekteydiler. Bu tartışmalar devam ederken, Dr. B. Klein adında Amerikalı bir bilim adamı yardımcıları ile birlikte hummalı çalışmalara koyuldu. Gönüllü olarak seçtiği bazı kimseleri hipnotize ederek uyuttu. Belli bir süre sonra uyandırıp rüyalarını dinledi. Neticede, bir rüyanın yirmi saniyeyi geçmeyecek kadar kısa sürdüğünü tespit etti. İşin enteresan tarafı şuydu ki ; uyandırdığı gönüllüler üç beş saniye süren rüyalarını saatlerce anlatabiliyorlardı. Hatta bir kısmının rüyası yazılsa ortaya kalınca bir macera romanı çıkabilirdi. Dr. Klein yılmadan tecrübelerini sürdürdü. Bu iş üzerinde sarf ettiği pek çok mesai sonunda vardığı netice; en uzun rüyanın doksan saniyeyi geçirmediği idi. Bu konudaki çalışmaların ardı arkası kesilmedi. Chicago Üniversitesi uzmanlarından Dr. Kleitman ve öğrencisi Aserinsky 1953 yılında geniş çapta çalışmalara başladılar. Objektif deneylerini daha sonra nörofizyolojik sahada devam ettirdiler. Dr. Kleitman otuz yıldan beri kendisini rüyadan mahrum etme denemeleri yapmaktaydı. Fakat hiç bir zaman bir haftadan fazla tahammül gösterememişti. Otuz yıllık çalışması aradığı sonucu vermeyince başkaları üzerinde değişik denemeler yapmaya başladı. Deneyin sonunda , rüya esnasında kısa ve uzun süren süratli göz hareketlerine şahit oldu. Denemeye tabi tuttuğu kimseleri, göz hareketlerinin başladığı ve bittiği devrenin muhtelif bölümlerinde uyandırdı. Böylece her defasında kişilerin rüya görmekte olduğunu öğrenmiş oldu. Bu tespitin doğruluğunu ilim çevrelerine delilleriyle sunmak gereğini duydu. Ömrü boyunca hiç rüya görmediklerini iddia eden kimseleri toplayıp onlar üzerinde tecrübeler yaptı. Göz hareketlerinin başladığı anda uyandırdığı bu kimseler hayret ve şaşkınlık içinde ilk defa rüya gördüklerini söylediler. Dr. Kleitman bundan şu sonucu çıkardı. Herkes rüya görmekte, fakat bazı kimseler rüyalarını hatırlayamamaktadır. Rüyanın objektif olarak en kuvvetli delili ise uyumakta olan kimsenin süratli göz hareketleridir.
ZABIT
Rüyada zabıt tutulduğunu görmek, ilginiz olmadığı halde adınızın kötü bir olaya
karışacağına işaret eder.
ZABITA
Rüyada zabıta görmek başınıza bir sıkıntı gelecek demektir.
ZABİT
Rüyada zabit görmek istenilmeyen, kötü bir olaya isminizin karışması
anlamındadır.
ZAFER
Çok zor bir sorunun üstesinden gelerek başarıya ulaşacaksınız demektir.
Karşınıza çıkan tüm sıkıntıları aşacaksınız anlamındadır.
ZAKKUM
Rüyada zakkum görmek, kötü ve üzüntü verecek bir haber almak demektir.
ZALİM
İyi arkadaşlarınızın sağlıklarıyla ilgili haberlerin sizi mutlu edeceğine
yorumlanır.
ZAMBAK
Rüyada zambak gören kimsenin işleri iyi olacak, bol para kazanacak demektir.
Beyaz zambaklar görmek huzur ve mutluluğa erişecek anlamındadır.
ZAMPARA
Çok yoğun bir iş yaşamınız olduğuna, işleriniz dışında bir şeye vakit
ayıramadığınızı bildirir.
ZAR
Rüyada zar oynamak ve kazanmak size yarar sağlamayacak, helal olmayan paraya ve
mal kaybına yorumlanır.
ZARF
Rüyada kağıt zarf görmek, gizli bir olayı ortaya çıkaracağınıza yorumlanır.
Zarfın içine bir kağıt koymak girdiğiniz bir toplulukta lider olacağınızın
işaretidir.
ZAYIFLAMAK
Rüyada çok zayıflamak i, yaşamındaki sıkıntılarla uğraşamayıp ruhsal sıkıntılara
düşmek demektir. Rüyada insanlarında hayvanlarında zayıflaması kötüye
yorumlanır.
ZEBANİ
Rüyada zebani görmek, sıkıntılı bir döneme gireceğinizi haber verir.
ZEBRA
Maceraya olan düşkünlüğünüzden sürekli tehlikeye atılıyorsunuz demektir.
ZEHİR
Rüyasında zehir içerek öldüğünü gören kimse yaşamında güzel gitmeyen olayla
olacak anlamındadır. Rüyada zehirlenmekten kurtulmak yaşamının bundan sonra
ferahlık ve bolluk içinde olacağına yorumlanır. Rüyada başkasını zehirlemek bir
sıkıntı yaşayacağını ancak bu sıkıntıların zamanla bu sıkıntıdan kurtulacağına
yorumlanır. Etrafınızda olan olaylar moralinizin bozulmasına neden olacak
demektir.
ZELZELE
Başınıza çok büyük belalar geleceğine işaret eder. Çok kötü bir rüyadır.
ZEMZEM
Rüyada zemzem suyu görmek çok tehlikeli hastalıktan kurtulmaya, üzüntünün ve
sıkıntının biteceğine yorumlanır.
ZENCİ
Rüyasında zenci gören kişi geçinebilmek için çok çalışması gerekir anlamındadır.
Evin içinde zenci görmek uzun süredir sonuçlandıramadığınız bir işi
bitireceğinize yorumlanır.
ZENGİN
Rüyada zengin birini görmek çok sıkıntılı bir dönem geçirdiğinizi işaret eder.
ZERDALİ
Rüyada zerdali görmek, iyi bir haber olarak yorumlanır. zevk almayacağınız
anlamındadır.
ZEYBEK
Akrabalarınız ve arkadaşlarınızla, eğlenceli vakit geçireceğinizi haber verir.
ZEYTİN
Rüyada zeytin para kazanmak demektir. Siyah zeytin, bundan sonra rahat ve huzur
içinde yaşamak demektir. Yeşil zeytin zengin olmak ve gayri menkul almak
demektir. Zeytin ağacı kısmet demektir.
ZIMBA
Rüyada zımba görmek, inatçı huyunuz yüzünden, çevrenizdeki insanları
inciteceğinize işaret eder.
ZIRH
Sizi her konuda destekleyecek, başınız her sıkıştığında yardım edecek dostlara
sahip olduğunuzu işaret eder.
ZİL
Rüyada zil sesi duymak güzel olaylara yorumlanır. Genç bir erkek için yüksek
makamlara yükseleceğine işaret eder. Orta yaşlı kimse için bu rüya yaşamında iyi
değişiklikler yapmaya yorumlanır. Bekar bir kız için mutlu olacağı bir evliliğe
işaret eder. Eğer rüyayı gören evliyse geleceği oğlan çocuğunun doğumuna
yorumlanır.
ZİNCİR
Rüyada zincir görmek güçlü olunacağına yorumlanır. Bekar birisi için
evleneceğine işarettir. Rüyayı gören kimse gurbetten vatanına dönecek demektir.
Boynunda zincir görmek, iftiraya uğrayacağınıza işaret eder. Rüyada el ve
ayaklarının zincirle bağlı olduğunu görmesi çok büyük bir isteği olduğuna
yorulur.
ZİNDAN
Çok güvendiğiniz bir işte hayal kırıklığına uğrayacaksınız demektir.
ZİRVE
Mücadeleci yapınız nedeniyle, daima sorunların üstesinden gelecek, başarılı
olacaksınız demektir.
ZİYAFET
Bu rüyalar daima hayra yorulur. Rüyada ziyafet vermek iyilik yapmak demektir.
Ziyafet sofrası görmek hayatının sonuna kadar para derdi çekmemek demektir. Bir
ziyafet sofrasına oturmak istediği makama yükselir anlamındadır.
ZİYAN
Bir olay nedeniyle ziyana uğrayan insan, emeğinin karşılığını mutlaka alacak
demektir.
ZİYARET
Rüyada birini ziyaret etmek, mutluluk demektir. İstemediğiniz bir ziyaret ise,
sevmediğiniz insanlarla aynı ortamı paylaşacaksınız demektir.
ZURNA
Uzun zamandır görüşmediğiniz bir arkadaşınızla tekrar bir araya geleceksiniz
demektir.
ZÜMRÜT
Zümrüt birkaç şekilde yorumlanır. Rüyada zümrüt görmek alın terinizle
kazandığınız para olarak yorumlanır. Bir ziynet eşyasına takılıysa, yuva kurmak
demektir. Rüyasında zümrütün çatladığını görmek, aşık olduğu kimseye gücenecek
demektir. Rüyada mücevher taktığını gören kadın, çocuk sahibi olur demektir.
Zümrüt takan kadının eşi ona sadık olacak demektir.
ZÜRAFA
Çok güzel ve karlı bir yolculuğa çıkacağınıza işaret eder.
YABAN KEÇİSİ
Rüyada yaban keçisi görmek, kötü bir kadınla, yasak ilişkiye girecek ve mutsuz
olacak demektir.;Rüyada görülen keçinin sağlıklı ve irice olması çok para
kazanacağına ve servet sahibi olacağına yorumlan. Keçi hasta ve zayıf ise fakir
olacağına yorumlanır.
YABAN ÖRDEĞİ
Rüyada yaban ördeği görmek veya satın almak, çok mutlu olacağınız bir davete
katılacağınıza yorumlanır. Yaban ördeğinin pişirmek kimsenin çok para
kazanacağına ve servet sahibi olunacağına yorumlanır.
YABANCI
Rüyada yeni biri ile tanışmak, yeni bir iş olanağı yakalamak olarak yorumlanır.
Rüyada bir yabancı görmek, çok yakında sevdiği biriyle karşılaşır demektir.
Yabancıdan bir şey aldığını görmek iyiye yorulur. Yabancıya bir şey verdiğini
görmek kötüye yorulur, zarar edeceğinize yorumlanır.
YAĞ
Rüyada yağ görmek, büyük bir saadete doğru emin adımlarla ilerlemekte olduğunuza
yorumlanır Hem kendi hem başka insanların yaşamlarını kontrol altına almış bir
insana yorumlanır. Bol miktarda sıvı yağ, mutluluğun haberidir.
YAGMUR
Rüyada yağmur görmek daima iyiye yorumlanır. Yağmurda yürümek, sıkıntılarından
ve hastalığından sıyrılmak demektir. Bu rüyayı gören kişi İşsizse çok güzel bir
iş bulacağına yorumlanır. Para derdi varsa gelecekte para sıkıntısı
çekmeyeceğine, aşıksa sevgilisine kavuşacağına yorumlanır.
YAĞMURLUK
Rüyada yağmurluk görmek, daha önce tanışmadığınız bir kimsenin işlerinizde büyük
yardımı olacak anlamındadır.
YAHUDİ
Rüyada Yahudi ile konuşurken görmesi, o kimsenin dini görevlerini yerine
getirmediğine, dinden çıkacağına yorumlanır.
YAKA
Rüyada yaka görmek, bol paraya ve iş girişimlerinin başarıya ulaşacağına işaret
eder. Yakanın sarkık ve buruşuk olduğunu görmek işlerde zarara yorumlanır.
YAKMAK
Rüyada bir şey yakmak servet sahibi olmak demektir. Fakat eşya yanmaz da rengi
kararırsa bu derde yorumlanır.
YAKUT
Rüyada yakut görmek ferahlık, mutluluk, sağlık ve güzel yaşama yorumlanır.
Kendisine yakut bir yüzük alması evlat sahibi olmasına yorumlanır.
YALAK
Yeni bir aşk yaşayacağınıza işaret eder.
YALAN
Rüyada yalan iyi sayılmaz. Yalan söylediğini görmek düşünmeden yaptığınız işler
yüzünden hem kendinize hem de etrafınızdakilere zarar vereceksiniz demektir.
YALDIZ
Rüyasında yaldız gören kimsenin hareketlerine dikkat etmediği taktirde
çevrenizdekilere zarar veriyorsunuz demektir.
YALI
Rüyada yalı görmek, emellerine ulaşacağına yorumlanır.
YAMA
Rüyada yama gören kimse bir sorunun üstesinden geleceksiniz demektir.
YAMYAM
Rüyada yamyam görmek, doğru ve iyi niyetli yeni insanlarla tanışacağınıza
yorumlanır.
YANAK
İnsanın rüyada yanağını görmesi, bolluğa, hayra ve refaha yorumlanır
YANARDAĞ
Rüyada yanardağın patladığını görmek, genç bir erkek için, yeni tanıştığı
birisiyle aşk yaşayacağına ama bu aşkın mutluluk getirmeyeceğine yorumlanır. Bu
rüya orta yaşlı biri için, gönülsüz olarak çevresinin değişeceğine işaret eder.
Genç bir kadın için ise, çok seveceği iyi fakat iyi huylu olmayan birisiyle
evleneceğine yorumlanır. Bir yanardağın gürültüyle faaliyete geçmesi önemli
birisiyle bir sorun hakkında görüşme yapmak demektir.
YANGIN
Yangın rüyaları birkaç şekilde yorumlanır. Rüyada bir konağın yandığını görmek,
uzaktan sizi tedirgin edecek haber alacağınıza yorumlanır. Kendi evinin
yandığını görürse, işlerinde büyük zarar edecek ve sağlığı bozulacak demektir.
Eşyalarının yandığını gören kişinin el attığı her işte başarılı olacağına
yorumlanır. Yanan şeyden sadece beyaz dumanlar çıkıyorsa, bu herkesi
ilgilendiren bir olaydır. Kara duman çıkıyorsa, büyük derttir. Yangında sadece
alev gözükmesi, zengin olunacağına yorumlanır.
YANKESİCİ
Yankesici tarafından soyulduğunu gören kimsenin harekelerine çeki düzen vermesi
gerektiğini belirtir.
YANKI
Rüyada sesinin yankılandığını duyan kimse zor günler geçirecek ve bu zorluklar
onu çok üzecek demektir. Bu rüyayı gören kimsenin kararlar alırken daha dikkatli
olmalısınız demektir.duysanız, zor günler geçireceksiniz. Özellikle önemli
konularda acele karar vermekten kaçının.
YAPRAK
Yeşil yaprak murada ermek anlamındadır. Sararmış, kurumuş, bir yaprak hayal
kırıklığı yaşamak demektir. Bir ağacın, dalın yapraklanması, istediğiniz
şeylerin olacağını işaret eder.
YARA
Rüyada yara genel olarak para kazanmak zengin olmak sayılır. Rüyada bir erkek
kendisini yaralamış gördüyse yakınları onu hatalı işlere atılmaktan
kurtaracaklar demektir. Rüyayı bir kadın görüyorsa, sevgilisi veya kocası
tarafından aldatıldığına işaret eder.
YARASA
Rüyada yarasa görmek, aslında kötü şansa, hastalığa yakalanmaya ve tehlikeye
yorumlanır. Ancak yarasa görmek amacınıza ulaşmak için çok emek harcamanız
gerekir şeklinde de yorumlanabilir. Rüyada yarasa görmek, kötü işlere atılmaya
ve yaşamda kötü değişiklikler yapmaya yorumlanır. Beyaz yarasa ölüme yorulur.
YARDIM
Birine yardım etmek, iş hayatında yükselip, hep çıkmak istediğiniz makama
ulaşacağınızı işaret eder. Eğer rüyanızda size yardım ediliyorsa, gerçek yaşamda
da bir iyi arkadaşınız size yardım edecek demektir.
YAS
Rüyasında yas tuttuğunu gören kimse sıkıntı ve dertlerinizden kurtulacak, rahat
bir döneme girecek demektir.
YASTIK
Rüyada yastık görmek, genç bir erkek için; çok yakında önünüze çıkacak bir
fırsatı iyi değerlendirirseniz mutlu ve rahat bir yaşam sürersiniz demektir.
Orta yaşlı bir erkek için bu rüya çok eğleneceğiniz ve rahatlayacağınız bir
tatile çıkmak anlamındadır. Bekar bir kadın için rüyada yastık görmek için
parası olan ve iyi huylu birisiyle evlenmeye yorumlanır. Evli bir kadın içinse
bu rüya çok iyi bir arkadaş sahibi olamaya yorumlanır.
YATAK
Rüyada yatak görmek, yeni bir aşk macerasına atılacağına yorumlanır. Genelde
yatak rüyası görmek yola çıkmak anlamındadır. Temiz bir yatak görmek, güzel ve
eğlenceli bir tatile çıkacak demektir. Rüyada eve yatak almak rüyayı gören
bekarsa, istediği kimseyle evleneceğine yorumlanır. Yatağını satan veya atan
kişi eşinden istifa eder demektir.
YATAKHANE
Etrafınızda işinizdeki başarıları kıskanan insanların bulunduğunu işaret eder.
YAY
Sağlığınızın düzeleceğini bildirir. Eğer sağlığınıza dikkat ederseniz bir daha
ciddi bir hastalık geçirmeyeceksiniz demektir.
YAYLA
Rüyada yayla görmek işinizi değiştireceğinize işaret eder.
YAZAR
Rüyada yazar olduğunu gören kimsenin işleri düzelecek, şansı açık olacak
demektir.
YAZI
Rüyada yazı yazmak sahtekar bir kimsenin etrafınızda olduğuna ve size zarar
verecek komplolar kurduğuna işaret eder.
YELEK
Rüyada yelek görmek, dertlerle uğraşmak anlamına gelir.
YELPAZE
Rüyada yelpaze rahata, sıkıntıdan ve kavgadan kurtuluşa, yoksulluktan varlığa
yorumlanır.
YEMEK
Tek başına yemek yemek , kötü bir haber alacağınıza yorumlanır. Hareketlerinize
dikkat etmeniz gerektiğini de belirtir. Birçok insanla yemek yediğinizi
gördüyseniz, bolluğun ve refahın habercisidir. Kazanç elde edip, kazancınızı
başka insanlarla paylaşacaksınız.
YEMEK PİŞİRMEK
Rüyada yemek pişirmek, istediklerine kavuşmaya yorumlanır.
YEMİN
Rüyada yemin ettiğini görmek, düşmanlarınızı alt edeceğinize yorumlanır.
YENGEÇ
Rüyada yengeç görmek, sert tutumlu, geçimi zor birine yorumlanır.
YER ALTI
Rüyada yeraltında olduğunu görmek, bir konuyu olduğundan çok büyüttüğünüzü
bildirir.
YETİM
Rüyada yetim biri görmek, düşünmeden yaptığınız hareketler nedeniyle
çevrenizdeki insanlara zarar verir demektir.
YIKANMAK
Rüyada yıkanmak, hastalık ve dertlerden sıyrılmaya, kulak yıkamak güzel, hayırlı
haberler almaya yorumlanır.
YIKMAK
Bir evin yıkıldığını görmek, o kişinin öleceğine, eski bir evin yıkıldığını
görmek, dert ve üzüntüye yorumlanır. Rüyayı kadının evin tavanının yıkıldığını
görmesi, kocasının ölümüne yorumlanır.
YILAN
Rüyada yılan görmek her türlü düşman demektir. Çok zehirli oldukları bilinen
engerek, kobra, gibi yılanları görmek çok daha da tehlikeli düşman demektir.
Rüyada yılanı evde görmek düşmanın size kötülük yapacağına yorumlanır. Bu rüya
karı:kocanın kavga etmesine işaret eder.
YILAN BALIĞI
Rüyada yılan balığı görmek,etrafınızdaki kimselerin sizi kıskanacağına işaret
eder.
YILBAŞI
Yılbaşı ile ilgili rüyalar evlenmeye ve aşka yorumlanır.
YILDIRIM
Rüyada yıldırımın eve düşmesi, evdekilerin zor, sıkıntılı zamanlar geçireceğine
yorumlanır. Size yıldırım düştüğünü görmek, çok önemli bir hastalığa
yakalanacağınızı belirtir.
YILDIZ
Rüyada yıldızlı gökyüzü gören kimsenin , mutlu olacağına, şansının iyi olacağına
ve para sıkıntısı çekmeyeceğine yorumlanır. Yıldız kayması ise, kötü haber almak
demektir.
YOĞURT
Rüyada yoğurt görmek, yemek, zengin olmak ve uzun yaşamak demektir.
YOKUŞ
Bir kimse rüyada bir yokuşu çıkıyorsa, olaylar karşısında daha güçlü olmalı, ve
güçlüklere dayanmalı demektir.
YOL
Rüyada dar veya taşlı yolda yürümek, bazı kavgaların başınızdan geçeceğine
işaret eder. Kenarları çiçekli bir yol görmekse, aşk yaşamınızda güzel bir
ilişkiye başlayacaksınız demektir.
YOLCULUK
Yolculuğa çıktığını görmek ve ya da arsa alacağınıza işarettir. Deniz
yolculuğuna çıkmak, muradınıza ereceğinizi bildirir.
YONCA
Rüyada yonca görmek, çok güzel bir paraya kavuşmaya yorumlanır. Yonca bulmak
hayal kırıklığı yaşayacağınıza yorumlanır. Rüyasında yonca tarlasında yürüyen
gören genç bir erkek hayatında başarı kazanmak için harekete geçeceğine işaret
eder. Evli kadınlar için yeni bir eve taşınmaya yorumlanır.Orta yaşlı kimse için
işlerinde çok başarı kazanacağına ve yükseleceğine yorumlanır. Genç kızlar için
bu rüya evliliğe işaret eder.
YORGAN
Rüyada yorgan gören kişi mutlu olacak demektir. Akıllıca davranmak rahat bir
geleceğe sahip olmanızı sağlayacak demektir. yorumlanır.
YOSUN
Rüyada yosun görmek, gereksiz işlerle uğraşarak, vaktinizi boşa harcadığınıza,
daha önemli işlerle meşgul olmanız gerektiğine yorumlanır. Bu rüyayı genç kız
görürse ilerde çok mutlu olacağına işarettir. Kadınlar görmüşse, uzun süredir
görmediği bir arkadaşıyla karşılaşacağına yorumlanır.
YUFKA
Rüyada yufka görmek çektiğiniz sıkıntılardan kurtulacağınıza ve rahat ve huzurlu
bir hayat göstereceğinize işaret eder.
YULAF
Rüyada yulaf görmek, beklenmedik miktarda para kazanmak demektir.
YULAR: Rüyada yular görmek, birisinden pahalı bir hediye alacağınızı
belirtir.
YUMURTA
Rüyada yumurta zenginliğin ve mutluluğun işaretidir. Ayrıca evliliği de işaret
eder.
YUMAK
Rüyasında yumak gören kimsenin işleri daha da karışacak demektir.
YUMRUK
Daha önce size kötülüğü dokunan bir insandan intikamınızı alacağınıza işaret
eder.
YUNUS
Rüyada yunus balığı görmek, mutlu ve huzurlu bir evlilik yapacağınıza işaret
eder.
YUVA
Rüyada bir kuş yuvası görmek, aile yaşamında huzura yorumlanır. Bekar biri bu
rüyayı görürse, yakında güzel bir evlilik yapacağına yorumlanır.
YÜK
Rüyasında yük taşıyan bir kişi yüksek bir makama yükselir anlamındadır.
YÜN
Rüyada yün görmek, helal yoldan para kazanacağınıza işaret eder. Yün doldurmak,
yakında evlilik yapacağınıza işaret eder.
YÜRÜMEK
Düz ve doğru bir yolda yürüdüğünü görmek o kişi hayatında çok olumlu
değişiklikler yapacağını belirtir. Başı önde eğerek yürümek, ömrünün uzun
olacağına yorumlanır. Yağmur altında yürümek, ihtiyarlığında çok rahat ve mutlu
bir yaşantı süreceğine işaret eder.
YÜZMEK
Rüyasında yüzdüğünü gören kişi çok başarı kazanacağı iş yolculuğuna çıkacaktır.
Kirli suda yüzdüğünü gören kimse kötü yollardan para kazanacak anlamındadır.
Dipten yüzmek işleri herkesten gizleyerek yürüttüğünüzü işaret eder.
YÜZÜK
Rüyada yüzük görmek, iyiye işarettir. Yüzük takmak, yeni bir işe atılıp çok para
kazanmaya yorumlanır. Nikah yüzüğü takmak güzel ve mutlu bir evlilik yapmak
demektir.
VADE
Altından kalkamayacağınız işlerin sorumluluğunu aldığınızı bu işlerin sonunda
çok zor durumda kalacağınızı bildirir.
VADİ
Rüyada yeşil vadi görmek, yaşantınızın mutlu bir şekilde devam edeceğine
yorumlanır. Yemyeşil, güzel bir vadi, insanın muratlarına ereceğini, bildirir.
Böyle bir vadiye gittiğini görmek sıkıntılardan uzak bir yaşam sürmek demektir.
VAGON
Rüyada vagon görmek, bir yolculuğa çıkacağınıza yorumlanır. Kömür yüklü vagon
görmek, zengin olmaya yorumlanır. Boş vagon görmek ise, az ücret alacağınız bir
işe gireceğinizi işaret eder.
VAHA
Rüyada vaha görmek, dertli günlerin sona erdiğine rahata ve bolluğa
kavuşacağınıza yorumlanır. Çöl ortasında bir vaha, görmek, eski bir
arkadaşınızla bir araya geleceğinizi işaret eder.
VAHŞİ
Rüyada vahşi hayvan görmek, para kazanacağınıza işaret eder.
VAHİY
Rüyada meleklerden biri aracılığıyla kendisine veya bir başkasına vahiy indiğini
görmek; hayra, iyi habere ve Allah'ın sevdiği kulu olmasına yorumlanır.
VALİ
Yakın zamanda, tecrübeli ve açık görüşlü bir kimseyle tanışacağınıza işaret
eder.
VALİZ
Bazı yarar sağlamayacak sorumluluklar alacağınızın işaretidir. Eğer valiz
taşıdığınızı görürseniz, bu, yaşamınızda çok büyük zorluklar yaşayacağını
bildirir.
VAMPİR
Rüyada vampir görmek, çevrenizdeki insanların iyiliklerinizi istismar ettiğine
yorumlanır. Aşırı sinirli davranışlarınız evliliğinizi tehlikeye düşürecek
demektir.
VANTUZ
Üstünüze aldığınız sorumluluklar, sizi çok zor durumda bırakacak demektir. Bir
yakın dosta ihtiyacınız olduğunu belirtir.
VAPUR
Rüyada vapur görmek, bir yolculuğa çıkacağınıza yorumlanır.
VARİL
Rüyada varil görmek, berekete ve kazanmaya yorumlanır.
VASİYET
Rüyada vasiyet hazırlamak rüyayı görenin uzun yaşayacağına işaret eder.
Birisinin vasiyetini dinlemek, bir yükümlülüğün altına girmek demektir.
Vasiyetname okuduğunu görmek, güzel haber almak demektir.
VAŞAK
Rüyada vaşak gören kimse, çevresine olduğundan farklı görünmeye çalışıyor
demektir.
VATAN
Rüyada vatanını görmek, iyiye yorumlanır. Bu rüyayı görmek güzel haberler almak
demektir. Eğer vatan orası dağılmış şekilde görülmüşse, bir müddet sonra bir
yakınınızın hastalanmasına ya da ölmesine yorumlanır.
VAZO
Rüyada vazo görmek, kötü haber almak demektir.
VEBA
Rüyada veba hastalığı ile ilgili şeyler görmek, bugünlerde büyük bir maddi dert
içine düşeceğinizi işaret eder.
VEDA
Rüyada birisiyle vedalaşan, gerçekten birilerinden ayrılır. Vedalaşırken ağlamak
kötü olayların sona erdiğini bildirir.
VEREM
Rüyada verem ile ilgili şeyler, genellikle iyiye yorulmaz, içinizin sıkıldığına
yorumlanır.
VERGİ
Rüyada vergi vermek , bazı sıkıntıların aşılacağına ve güzel günlerin yakında
geleceğine yorumlanır.
VESTİYER
Rüyasında vestiyer gören kimse, etrafındakiler tarafından eli açık kimse olarak
tanınıyor demektir. Bu özelliğinin sık sık suiistimal edileceğine işaret eder.
VEZİR
Ulaşmak istediğiniz makama ulaşacak, tüm istediklerinizi gerçeklerinizi
gerçekleştireceksiniz demektir.
VEZNE
Ömür boyunca para sıkıntısı çekeceğinize işarettir.
VİNÇ
Rüyada vinç görmek, çok zor bir döneme gireceğinize ve çok büyük bir borcun
altına gireceğinize yorumlanır.
VİSKİ
Rüyada viski içmek, servet sahibi olunacağına ve sağlığınızın iyi olacağına
yorumlanır.
VİŞNE
Rüyada mevsiminde, güzel vişne mutluluk ve bol kazanç getirecek yeni işe
atılacağınıza işarettir. Rüyada vişne yiyen kimse , bol para kazanacak demektir.
Ekşi vişne de iyi kullanamayacağınız paradır. Vişne ağacı, insanın yaşamına
güzellik girecek demektir.
VİTAMİN
Rüyada vitaminli ilaçlar içmek, sağlık durumunuza dikkat edilmesi gerektiğine
yorumlanır.
VİTRİN
Bir vitrinin önünden geçmek, yanlış davranışlarınızdan dolayı komik duruma
düşeceğinizi ve utanacağınızı işaret eder.
VİZE
Rüyada vize almak , yakın bir iyi arkadaşınızın desteği sayesinde içinde
bulunduğunuz zor durumdan sıyrılacağınıza yorumlanır.
VOTKA
Rüyada votka içmek , karşınıza çıkan fırsatları iyi değerlendirmeniz ve çok emek
sarf etmeniz gerektiğine yorumlanır.
ÜCRET
Rüyada ücret vermekte almakta iyiye yorumlanır. Rüyada birisine bir iş karşılığı
ücret ödemek birilerine yardımda bulunacağınıza işarettir. Rüyada ücret almak
ise işlerinizin alacağınız yardımlarla düzeleceğine yorumlanır. Ücret verdiğini
görmek, birine yardımda bulunacaktır.
ÜLSER
Düzensiz yaşamanız nedeniyle sağlığınızın bozulduğunu bildirir. Bir hastalığa
yakalanacağınızı haber verir.
ÜNİFORMA
Üniforma ile ilgili rüyalar, mutluluk ve iş yaşamında başarılara yorumlanır.
Rüyada üniforma veya üniformalı birini görmek gerçekten iyi arkadaşlarınızın
desteği ile isteklerinize kavuşacaksınız demektir.
ÜNİVERSİTE
Rüyada bir üniversitede olduğunu görmek, içinde bulunduğunuz sıkıntılı durum iye
doğru değişecek demektir. İş yaşamınızda da başarılı olacağınıza yorumlanır.
ÜN
Rüyada ünlü olmak rüyayı göreni mutlu edecek, umutlandıracak olaylarla karşı
karşıya geleceğini işaret eder. Ünlü birini görmek; çevresi geniş, güçlü
birinden yardım alacağına yorumlanır.
ÜRPERME
Rüyada ürperdiğinizi görmek, küçük bir hastalığa yakalanacağınızı haber verir.
ÜŞÜMEK
Rüyada bir erkeğin üşümesi; başarısızlığının nedenlerini dışarıda değil
kendisinde araması gerektiğini bildirir. Orta yaşlı birisi için bu rüya eskiden
yaptığı bir hatanın ortaya çıkacağını ancak bu olayın üstesinden geleceğini
işaret eder. Evli kadınlar için; önemsiz bir kaza yapacağına yorumlanır. Genç
birisi için ise yakında aşk yaşamak anlamındadır.
ÜTÜ
Rüyada ütü insanın yaşamına karışan, öğüt veren, bir kimse olabilir.Rüyada sıcak
ütü görmek, çok akıllı bir insan olduğunuza ama aklınızı iyi kullanmadığınız
için zarara uğrayacağınıza yorumlanır. Rüyada bir şeyi ütülemek, işlerin iyi
olacağına yorumlanır.
ÜVEY
Rüyada üvey anne, baba ya da kardeş görmek, kötü bir haber alacağınıza
yorumlanır.
ÜZENGİ
Rüyada üzengi görmek, bir yolculuğa çıkacağınızı bildirir.
ÜZÜM
Rüyada üzüm görmek bir işten bol miktarda para kazanılacağını işaret eder. Kara
üzüm ise sıkıntı, üzüntü ve hastalığa yorumlanır. Beyaz üzüm; iyi olaylara ve
şifaya yorumlanır.
UÇAK
Havalanan uçakta olduğunu görmek, isteyerek hayatında değişiklik yapacak
demektir. Rüyada uçak, yenilik, değişiklik, toplum kurallarının dışına çıkmak
şeklinde yorumlanır.
UÇURUM
Kötü ve acı haberler alabileceğinizi işaret eder. Uçuruma düştüğünü görmek,
evliliğinizin kötüye gideceğine yorumlanır.
UÇURTMA
Rüyada uçurtma, hiç beklemediğiniz bir zamanda, hiç beklemediğiniz yerden
haberler alacağınıza yorumlanır. Bir yerde duran uçurtmalar, henüz yola çıkmamış
haber demektir. Uçurtma uçurmak çevresindeki insanları etkileyecek, itibar
kazanacak anlamındadır. Uçurtmanın yere düştüğünü görmek yalan habere
yorumlanır.
UD
Rüyada ud çalmak geçmiş yaşadığınız olayların hafızanızdan çıkmadığına
yorumlanır.
UĞURBOCEĞİ
Rüyada uğurböceğini uçarken görmek, çok güzel, mutluluk verecek bir haber almak
demektir. Uğur böceğinin üstüne konduğunu görmek problemlerine çözüm bulacak ve
mutlu alacak demektir. Uğurböceğini öldürmek uğursuzluğa yorumlanır.
ULUMAK
Rüyada uluma sesi duymak, çok kötü bir hastalığa tutularak, sıkıntılı günler
geçireceksiniz demektir.
UN
Rüyada un çok para kazanmak ve zengin olmak demektir. Un dolu çuvallar görmek,
hiç emek harcamadan zengin olmak demektir. Üstü başı una bulandığını görmek
istediğiniz şeylere sahip olacağınıza yorumlanır. an istediklerini alır.
UR
Rüyada ur görmek, iş hayatınızda büyük sorunlarla karşılaşacaksınız demektir.
URGAN
Rüyada urgan görmek,kötü ve üzüntü verici bir haberin alınacağına yorumlanır.
USTURA
Rüyada ustura gören kişinin erkek çocuğu olacağına yorumlanır. Ayrıca ustura,
kin tutmaya, üzüntü ve acı verecek demektir.
UTANMAK
Rüyada utandığını görmek, beklemediğiniz bir haberin sizi çok mutlu edeceğine
işarettir. Başkalarının utandığını görmek, çevresindeki insanlarla ilgili güzel
sözler duyar.
UYKU İLACI
Rüyada uyku ilacı içmek, yaşadığınız sıkıntılı günlerin sonunda mutlaka rahata
ve huzura kavuşacağınıza yorumlanır.
UYUMAK
Rüyada uyuduğunuzu görmek,, sevdiğiniz insanlarla beraber mutlu ve huzur içinde
uyumak demektir. Kötü bir ortamda uyumak, sağlığınızın bozulacağına ve
tartışmalar yaşayacağınıza yorumlanır.
UYUŞTURUCU
Rüyasında uyuşturucu kullanmak dedikodunuzun yapılacağına ve iftiraya
uğrayacağınıza işaret eder.
UYUZ
İşleriniz çok iyi olacak, çok para kazanacaksınız demektir.
UZAY
Uzaya gittiğini görmek, rüyayı gören kimsenin yeni olaylara şahit olacağına
işarettir. Bu rüyayı görenin güveni ve inancı artar